Ana Sayfa > Arşiv > 01 Nisan 2007
Arşiv > 01 Nisan 2007

AVRUPA KÜLTÜRÜNDE OSMANLI İMPARATORLUĞU


      
Osmanlılar kimi zaman Avrupalıların sahip olmak istedikleri nitelikler açısından model oluşturdu. İtalyan yazar Makyevelli ile daha sonra Bodin ve Monteskiyö gibi Avrupalı siyasal düşünürler, Avrupalılar’ı eleştirmek için Osmanlı ordusunun ve idarecilerinin dürüstlüğünü, disiplinini ve itaatkarlığını övdüler. Ayrı dönemde yaşamış bu Avrupalı siyasal düşünürler, eserlerinde etkili bir yöneticiliğin ve etkili bir devletin gerekliliğini dile getirdiler. Bir Avrupalı kralı doğrudan eleştirmenin tehlikeli olabileceği bir çağda Osmanlı örneğini kullanarak Avrupa hükümdarları, ordularını ve devlet adamlarını düzeltmeye çağırdılar. Söz konusu yazarlar, “Bunlar bizim Batı’da sahip olmamız gereken niteliklerdir” ama ne yazık ki Osmanlılar’da var olan niteliklerdir diyorlardı.

Bununla beraber Avrupalılar, zaman zaman Osmanlıları bütün kötülüklerinde kaynağı yaptılar, sahip olmak istedikleri özellikleri, tam zıddını düşmanlarına yakıştırarak tanımladılar. Zalimliğe karşı insancıllık, barbalığa karşı uygarlık, kafirlere karşı gerçek müminler. Bunlar Osmanlıların sahip olmadığı, Avrupalıların sahip olduğuna inanılan  özelliklerdi. 

Osmanlılar, bugün genellikle göz ardı edilen veya unutulan çeşitli yönlerden, Avrupa gündelik yaşamının gerçekten parçasıydılar. Örneğin Batı Avruplalılar’ın veya Amerikalılar’ın çoğu büyük bir ihtimalle, çok sevdikleri kahve ve laleleri ya da hayatlarını koruyan çiçek aşılarını Osmanlılar’a borçlu olduklarının farkında değillerdir. Oysa bunlar Avrupa’ya 16. ve 18. yüzyıllar arasında gelmiş Osmanlı ürünleridir.

Osmanlı imparatorluğu, Avrupa’nın din savaşları döneminde önemli roller oynadılar. Avrupa’da Reform devrinde birbirleriyle mücadele halindeki tarafların çoğu için, Osmanlılar Tanrı’nın yeryüzündeki gazabıydı. Protestan mezhebine bağlı bazı Hristiyanlar, Osmanlılar’ı kıyametin habercisi olarak sayıyorlardı. Bu insanlar, kendilerinin içinden çıkacak bir kurtarıcının kafir Türkleri yok edeceğini, Hz. İsa’nın dünyaya gelmesi için zemin hazırlayacağını iddia ediyorlardı. Yine Protestanlık hareketinin başında bulunan Luther’de Katolik dünyasının dini merkezi olan Roma Papalık makamındaki bozulmasının bir cezası olarak Tanrı’nın Türkleri Hristiyanların başına bela ettiğine inanıyordu.

Aslında bilgili, ince zevklere sahip, çok dil bilen bir “Rönesans Prensi” olan Fatih Sultan Mehmet, 1612 tarihli bir Fransız piyesinde, zalim, acımasız bir zorba olarak temsil edilmiştir. Yine başka tiyatro eserlerinde de Osmanlı askerleri Yunan savaş Tanrısı Mars’a insan kurban eden vahşiler olarak canlandırılmışlardı. Ancak, Viyana önlerindeki 1683 bozgunundan sonra Osmanlı tehlikesinin azalmasıyla birlikte, çizilen Osmanlı imajı da bir ölçüde değişti.

Böylelikle 18. yüzyılda Avrupalılar kendilerini, Osmanlı komşularından bir biçimde bir şeyler almaya başlayacak kadar güvende hissettiler. Bu dönemde Osmanlılar, klasik müziğe modern orkestranın vurmalı çalgılar bölümünü ekleyerek Avrupa’nın klasik müzik dünyasına önemli katkılar yaptılar. 1720'lerden 1850'lere kadar süren dönemde “Türk müziği” denen müzik –bir zamanlar orkestradaki vurmalı çalgılara verilen ad- Avrupa’yı kasıp kavurdu. Avrupa sarayları, Osmanlı vurmalı çalgılarının seslerini çıkarmak için birbirleriyle yarışa girdi – ziller, kösler, ve davullar. Bu müzik askeri coşturmak ve düşmanın yüreğine korku salmak için Osmanlı ordularıyla birlikte yürüyen mehter takımıyla birlikte çıkmıştı. Lehistan kralı II. Augustus (1697-1733) mehter müziğini o kadar beğendi ki, Osmanlı padişahlarından biri hediye olarak kendisine bir mehter takımı gönderdi. Kralın komşusu olan Rus çariçesi Anna, kendisinin de bir bandoya ihtiyacı olduğuna karar vererek 1725’te bir takım getirmek üzere İstanbul’a adam gönderdi. 1741’e gelindiğinde Avusturya-Macaristan imparatorlarının bile kendilerine ait bir mehter takımları vardı; bir süre sonra Berlin’de bulunan Prusya kralı da bir mehter takımı edindi. Bu takımların hepsi de Osmanlılar’dan oluşmaktaydı. Tempo tutmak için mehterbaşı tarafından taşınan asa, zamanla bir tören aracı haline geldi. Bu, sonunda değişerek trompet takımı önünde yürüyen gösterici kızların ABD’nin her yerinde geçit törenlerinde ve futbol maçlarında havaya atıp tekrar yakaladıkları batona (sopalara) dönüştü.

 Mehter müziğinin popülerliği, orkestra sınırlarını aşıp bugün klasik Batı müziği diye adlandırdığımız müziğin ana çizgisine girdi. ilk olarak 1824’de yayınlanan Bethoven’in Dokuzuncu Senfonisinin son bölümünde yeniçerilerin yürüyüşünü çağrıştıran harika bir pasaj vardır. Brahms’ın Dördüncü Senfonisinde, Hayd’ın Askeri Senfonisinde Rossini’nin Guilleme Tell Üvertüründe ve Wagner’in Tannhauser Operasının marş bölümünde Türk müziğini duymak mümkündür.

Avrupa müziği, Osmanlı müzik aletlerini ve dekorlarını alırken, Türk modası da 18. Yüzyıl Avrupasını kasıp kavurdu. Lehistan’da (Polonya) bir dönem, soylular arasında Arap atlarına binerek Osmanlı kostümleri giymek pek modaydı. Avrupa’nın her yerinde açılan Osmanlı tarzı kahvehaneleri; parlak ipekliler, kımıldadıkça dalgalanan şalvarlar, kalkık burunlu Türk terlikleri giymiş, Türk çubukları tüttüren, Türk tatlıları yiyen Avrupalılar doldurdu.

19. yüzyıla gelindiğinde ise Osmanlı her türlü özgürlüğün, liberal fikrin karşıtı,hayalperest ve miskin doğunun sembolü olan bir kale görünümündeydi. Nitekim bu özellikler dönemin karikatür mecmualarında yer alan Osmanlı figüründe de aynen yer eder. 
  
2.Balkan Savaşından sonra(Türklerin Edirne'yi geri alması üzerine);
Türk: Tıpkı eski günlerdeki gibi, yine burdayım
Batı: Evet ama yine kovulacaksın
Türk: Olsun, tıpkı eski günlerdeki gibi.  



Terakki'den sevgili öğrencim Alican Kunt'un çizimiyle Yükseliş ve Dağılma devri 
SORU:

Farklı dönemler içinde Avrupa’nın Türklere ve Türk kültürüne bakışını belirleyen en önemli özellikler nelerdir?


KAYNAK: Donald Quatert; Osmanlı İmparatorluğu 1700-1922, İletişim yayınları, İstanbul 2002, s. 32-37’den özetleyen Önder Kaya

önderkaya gönderdi. | Yorum Ekleyin | 01 Nisan 2007 | DERS NOTLARI
Ara
goog
eXTReMe Tracker