
|
KONSTANTİNOPOLİS'TEN GENEL BİR GÖRÜNÜM
![]() SURLAR VE BEN ![]() SULTANAHMET'İN KARŞI KOMŞUSU AYASOFYA İnşaatının bitiminde imparator Julyanus'un Kudüs'teki Büyük Tapınak'ı inşa ettiren Hz. Süleyman'a ithafen "Ey Süleyman seni geçtim" sözlerine sarf etmesine neden olan bu anıtsal mabet ünümüze kadar ulaşmayı başarabilmiş bir baş yapıt. ![]() AYASOFYA'YA DEVAM Ayasofya'da bayram sabahı:)) İronik bir biçimde 6 Ekim İstanbul'un kurtuluşunda Ayasofya. ![]() BİRAZ DA AYA İRİNİ Topkapı Sarayının duvarlarının hemen iç kısmında yer alan yapı günümüzde konserlere mekan konumunda ancak Osmanlı döneminde cephanelik olarak da kullanılmıştı. Ne diyelim ucuz atlatmış:) ![]() KARİYE (KHORA) Günümüzde müzeolarak kullanılan bu yapının içindeki mozaikler kesinlikle görülmeye değer. Her ne kadar çevre düzenlemesine ihtiyaç duyan bir mekan olsa da bilhassa yapının sol tarafındaki küçük sokak fotoğrafçılara tavsiye olunur. ![]() FETHİYE CAMİ-MÜZESİ Günümüzde hem cami hem de müze olarak kullanılan yapı Fatih'in Çarşamba semtinde. 15. ve 16.yüzyıllarda bir asırdan fazla bir süre için patrikhane merkezi olarak da kullanılmış. ![]() ZEYREK CAMİİ İstanbul fethedildiğinde Ayasofya'dan sonraki ikinci büyük Bizans dini yapısı olup Fatih tarafından burada Fatih medereselerinin temeli olarak kabul edilen bir medrese kurulmuş. Medresenin değerli alimi Zeyrek Mehmed Efendi'nin adı sonradan hem yapıya hem de semte nâm olmuş ![]() ZEYREKLE DEVAM ![]() AYASOFYANIN BİR BOY KÜÇÜĞÜ: KÜÇÜK AYASOFYA Sultanahmet'in alt kesiminde kendi adıyla anılan bir semtte yer alan bir yapı her ne kadar son zamanlarda talihsiz bir restorasyon çalışması geçirmiş olsa da hala bahçesinde oturup huzurlu çay içme ve Osmanlı döneminden kalan ebru, çini, hat vs. tarzı eserler yapıp satan küçük odacıkları gezme imkanı sunuyor. ![]() MOLLA FENARİ İSA CAMİİ (AYA LİPS MANASTIRI) Vatan caddesinin tam göbeğinde olan bu eşsiz yapı yakın zamanda restore edilerek ibadete açıldı. Lakin baksanıza eskiden çevresi ne boş ve hoş imiş:)) ![]() GÜL CAMİİ (AYA THEODOSİA MANASTIRI) Tutsak İmparator ve imparatoriçelere ev sahipliği yapmışolan bu yapı günümüzde de Haliç'in en görkemli tarihi eserlerinden biri konumunda ![]() VEFA KİLİSE CAMİ Eski adı bilinmeyen bu yapı Molla Gürani Camii diye de bilinir. Hemen giriş kısmında tavanda üzeri badana ile kaptılmış olsa da badananın dökülmesi ile ortaya çıkan mozaikleri görebilirsiniz. Önündeki hazire ile hüzünlü bir bütünlük arz ediyor. ![]() MOĞOLLARIN MERYEMİ KİLİSESİ Bizans son demlerinde prenseslerini yabancı ülke hükümdarlarına vermek ve akrabalık bağı tesis etmek suretiyle ayakta kalmaya çalışmış bir devlet. İşte bu prenseslerden biri de İran'da bulunan İlhanlı hükümdarına gönderilir, ancak hanın ölümü üzierine geri dönerek Fener Rum Lisesi'nin arkasındaki bu yapıyı inşa ettirir. ![]() AYA POLİEKTOS HARABELERİ Fatih'te büyükşehir belediyesinin hemen yanında yer alan bu harabeler ne yazık ki sarhoşlar tarafından açık hava tuvaleti olarak kullanılmaya devam ediyor. Bu konu hakkında radikalde çıkan bir yazım için bkz. http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=3496 ![]() STUDİOS MANASTIRI İstanbul'daki en eski Bizans yapısı olan ve Yedikule ile Samatya semti arasında kalan bu yapı ancak Ayasofya Müzesi'nden izin alınması durumunda gezilebiliyor. Bu nedenle dışarıdan fotoğrafını çekebildim. Eskilerde buraya sığınan kişilere dokunulmazmış. Ancak Bir halk hareketi sonrasında tahttan indirilen 5. Mikael bir istisna olarak manastırdan dışarı çıkarılmış ve gözlerine mil çekilmiş. ![]() BÜYÜK SARAY Bizans imparatorlarının 12. yüzyıla kadar içinde yaşadıkları Sultanahmet meydanından Marmara denizine kadar uzanan bu saray sonraki yıllarda terk edilmiş ve Marmara denizi ya da Haliç kıyısndaki saraylara taşınılmış. İşte o sarayın bir çizimi ![]() BÜYÜK SARAYDAN KALANLAR ![]() BUKALEON SARAYI Büyük Saray'ın bir parçası olarak Marmara Denizi kıyısında uzanan bu saray zaman içinde bağımsız bir yapı haline gelmiş ve sonraki yıllarda da kullanılmaya devam etmişti. Ancak Bizans'ın son dönemlerine doğru imparatorların Haliç kıyısına yakın Bukaleon Sarayı'nı tercih etmeleri sonucu görkemini yitiren saray Yenikapı-Sirkeci sahil yolunun açılması sonrasında tarihe intikal etmiştir. Resimde de görüldüğü üzere sahile sıfır olan saray harabeleri bir ara kayıkhane olarak da kullanılmış. ![]() TEKFUR SARAYI Edirnekapı'dan Eğrikapı'ya uzanan sur silsilesi içinde yer alan bu saray son imparator Konstantin Dragazes'in kuşatmanın son demlerinde ailesi ile vedalaşarak bir nefer kıyafeti ile kuşatmaya katıldığı bölge olarak da bilinir. Günümüze en sağlam halde ulaşan saray kalıntısıdır. ![]() SURLAR VE BOSTAN Bir dönem Aksaray-Langa bölgesi büyük Bostan tarlaları ile bilinir, şehrin çocukları körpecik bademleri, meyveleri bu bostalarda yağmalarmış. Bugün artık sur içinde bu tür mekanlar yok ama ilginçtir ki surların hendekleri şu anda sebze meyva üretimi için kullanılıyor. Aslında iyiki de kullanılıyor zira bu sayede surların önü hem mezbele haline gelmekten korunuyor hem de çocuklar şehir içinde toprakta yetişen sebze görme imkanına kavuşuyor:)) ![]() ALTIN KAPI Bizans surlarının Yedikule mevkisnde yer alan ve zafer kazanan imparatorların şehre girdiği bu kapının bir benzerinin de Hitit'lerin başkenti Hattuşa'da olduğu biliniyor. Günümüzde Altınkapı ne yazıkki kapalı. Zaten açık olsa da eski ihtişamının fersah fersah uzağında. ![]() HİPODROM Bugünkü Sultanhamet meydanında yer alan Hipodromda tıpkı Roma'daki örneklerinde olduğu üzere vahşi hayvanlar döğüştürülür, araba yarışları yapılırdı. Bunların dışında Maviler ve Yeşiller adı verilen gruplar kendi yarışçılarını çılgınce desteklerdi. Bizans'ın en kudretli imparatoriçesi Teodora'da, Konstantinopolis'i yakıp yıkan 532 yılındaki Nika ayaklanması da hep Hipodromdan çıkmıştı. ![]() DİKİLİTAŞ Hipodrom'un sembolü olan ve şehri süslemek için Mısır'dan getirilen bu abidevi esere en eski İstanbul sakini desek herhalde yeridir. ![]() DİKİLİTAŞ VE BURMALI SÜTUN Memleketimizde gösterildiğinde yüreğimizi çıtlatan 300 Spartalı nam filmde de geçen Helen-Pers savaşları sırasında rivayet olunur ki Pers askerlerinden çok sayıda kalkan, mızrak ve kılıç artar. İşte artan bu bilumum silah israf edilmeyerek eritilmiş ve birbirine sarılmış halde 3 ejderha şeklinde bir anıtın hammaddesini oluşturmuştur. iş bu rivayet odur ki burmalı sütun işte bu sütun olup Konstantinopolis'i süslerken Yunanistan'dan getirilip hipodrom meydanına konmuştur. Ejderha kellerinden biri ise kayıp olup biri Londrada bir yarım kelle de İstanbul Arkeoloji Müzesindedir. ![]() ÇEMBERLİTAŞ (KONSTANTİNUS SÜTUNU) İmparator Konstantin şehri imar edip başkent eyledikten sonra kendi namını yaşatan bir forum (yani alan) bir de bu forumun ortasına bir sütun koydurur. Sütunun tepesine de kendi heykelciğini koyar. Lakin zaman ve tabiî afetler nedeniyle sütun harabe haline gelir. Bir de Osmanlı döneminde yangın geçirince yıkılmasın deyü etrafı çemberlerle desteklenir ve olur size Çemberlitaş. ![]() KIZTAŞI Gövdesinde yer alan zafer tanrıçası Nike nedeniyle halk içinde Kıztaşı olarak adlandırılan bu yapının diğer adı Marcianus Sütunu olup ünlü imparator adına dönemin valisi tarafından dikilmiş. rivayet o dur ki taş önünden geçen günahkar kızların karşısında eğilir ve onu rezil edermiş ![]() ARKADİUS SÜTUNU Cerrahpaşa'da bulunan bu sütunun günümüze ne yazık ki sadece kaidesi kalmış ve yetkililerimizde bize özgü güvenlilk önlemi ile (elleşmeyin heeee ! anlamına gelen eserin etrafını tellerle çevirmek suretiyle) güvenlik içine almışlar. Tabi yazı mazı hak getire:) Ne diyelim Allah devlete millete zeval vermesin, Yetkilelere de bir nebze akıl ihsan eylesin ![]() MİLLİON TAŞI Roma'da da bir benzeriolan bu taş herhangi bir bölgenin Roma'ya uzaklığının hesaplanmasında başlangıç noktası kabul edilirdi. Yani Ordu ilimiz Milliona şu kadar uzaklıkta gibi.... ![]() |
|
Otranto'nun fethi ve sonrası Kaptan-ı Derya Gedik Ahmet Paşa 1480 Temmuz'unda, kuşatmadan evvel adet olduğu üzere fethedilecek yerin yani Otranto'nun sancakbeyliği de uhdesine verilerek İtalya toprağına ayak bastı ve 15 gün içinde Puglia eyaletinin merkezi Otranto Kalesi teslim oldu. Osmanlı'nın en uç noktadaki fethidir ve Fatih Sultan Mehmed'in uygarlığın merkezi İtalya'ya olan düşkünlüğünden dolayı aslında stratejik bakımdan pek hazırlanmadığı bir fetihtir. Otranto biz Türklerin kültür-tarih ders kitaplarımızın bir köşesinde bıraktığı ama Avrupalıların Avrupa bilincinin oluşumundaki önemli tuğlalardan biridir. Gedik Ahmet Paşa, Arnavutluk fethinden sonra 1479 yılında İyonya Adaları denen Aya Mavri, Zenta ve Kefalonya'yı almıştı. Ne var ki, o İtalya'ya doğru yol alırken Paleologlar soyundan gelen Mesih Paşa da Rodos'un kuşatmasına gidiyordu. Doğrusu Rodos, Kıbrıs, Girit, Malta, Sicilya alınmadan, hatta Dalmaçya kıyılarının dahi kontrolü tamamlanmadan İtalya'ya nasıl ayak basılabilirdi? Hele hele Venedik Cumhuriyeti artık eski satvetini taşımasa da halen İtalya'nın tepesindeydi. Tarihin güzergahı değişti Büyük mareşalin ne yapacağı tarihçilere malum değildir. Hatta 1481 yılında çıktığı sefer için Anadolu yakasına yönelmiş ve Gebze çayırında konaklamıştı. Tarih çok otomatik mekanizmalarla işlemez, bazen olmadık olaylarla güzergahı değişir. Venediklilerin satın aldığı hekimbaşı Rönesans'ın en parlak hükümdarını burada zehirledi. Sefer-i hümayun acaba ne tarafaydı? Padişahın şaşırtmaca yaptığı düşünülüyor. Ardından Bayezid ve Cem arasında çatışma çıktı. Nihayet Roma'ya sığınan Cem Sultan, Bayezid'ın ayağının bağıydı. Kaldı ki II. Bayezid'in İtalya'ya babası Fatih ve kardeşi Cem gibi iştah ve hayranlıkla bakmadığı açıktı. Otranto unutuldu. 13 ay sonra kanlı ve kısa bir savunmayla İtalya terk edildi. Tarih 1482 yılının eylül ayıydı. İtalya kurtulmuştu. Ama Otranto bizim gibi tarih hafızası zayıf toplumun kayıtlarında çok yer etmese de Avrupa'nın kolektif hafızasında kaldı. Geçen ayın 28 ve 31'i arasında Otranto'da bu konudaki seminerlerin ikincisi yapıldı. Otranto'da yapılan her iki seminerde de daha çok İtalyan tarihçiliği konuştu. Bu sefer ben ve Alman meslektaşım Klaus Kreiser olmak üzere iki Türkolog davet edildik. Şaşılacak şey; "audi alterem partem / Karşı tarafı dinle" ilkesine henüz uyuluyor. Düşününüz, insanlar bir savaşı ve 13 aylık fethin tarihini Türk belgelerini ve vakayinamelerini okumadan değerlendiriyorlar. Türkiye Avrupa'nın içinde, hem de beş asırdan beri. 15'inci asırda Otranto'ya çıkışın haberi altı gün sonra Roma'ya ulaşmış ve ortalığı dehşet sarmıştı. Üstüne 1526'da Mohaç cenginde kudretli Macaristan'ın ortadan kalkması, 1529'da Birinci Viyana Muhasarası... Lepanto zaferi, Kıbrıs ve Girit'in alınmasıyla gölgelendi ve nihayet 1683. Kitaplar gençlerin gerisinde Tarihi biz bilmiyoruz. Başkaları çok ayrıntılı olarak biliyor ama işin kötüsü önyargılarla değerlendirmeye alınıyor. 1699'dan beri üç asır içinde çok az şey değişti. Güney İtalya'nın her yeri "güney İtalya" değil. Celabria eyaleti yani çizmenin ucu fakir; Otranto'nun bulunduğu çizme topuğu, yani Puglia eyaleti ise daha değişik. Sicilya adası ise fakirlikten çok kanunsuzlukla boğuşuyor. Bu güneyin sınırları nerede başlıyor? Udine'deki bir kafe sahibi; "Güney Venedik'in hemen yakınında, Po Nehri'nin güneyinde başlar" diye cevap vermiş. Bazı Romalılar da Roma'nın güneyine güney deyip kendilerini kuzeyli zannedip Lega Nord'u selamlıyorlar. Otranto ve civarı zenginlik değilse de güzellikle dolu, genç nüfus kuzeye göçmüş. İnsanlar sıcakkanlı ve misafirperver, yemekler şaşılacak derecede bizimkine benziyor. Bir vakitler buralarda Yunanlılar yaşamış, bunlar ilk kolonizasyon çağından değil, daha çok ortaçağda Norman kralların ipek dokumacılığını geliştirsinler diye getirip yerleştirdiklerinin torunları. Fatih'in amirali Gedik Ahmet Paşa'nın çıktığı Otranto civarında; Strtuda, Kalimera gibi beş-on köy var. Buralarda ihtiyarların bazıları Yunanca konuşuyor; tabii bol İtalyanca, Arapça ve İspanyolcayla karışık bir dil bu. İtalya'nın güneyi fakirce ama renkli bir toprak. Otranto üzerindeki efsanelerin aksine sıradan insanların ama asıl önemlisi aydınların çok anti-Türk tavrı da yok. Okul tarih kitaplarının her yerde milletin gençlerinin çok gerisinde kaldığı açık. |
|
Halep'i almak isteyen iki sultanımız oldu, üçüncüsü de çıldırdı
|