
|
NTV ROMA BELGESELİ ![]() Açıkçasını söylemek gerekirse defaatle seyretmeye niyetlendiğim ancak sadece Büyük Konstantinus dönemi Roma imparatorluğunu konu alan sondan bir önceki bölümü izleyebildiğim bu dizi bende hayal kırıklığı yarattı. Bunun birkaç nedeni var. - Dizi BBC damgası taşıyor ki bu da çalışmadan beklenti düzeyini arttırıyor. - Figürasyon olarak hiç de başarılı bir çalışma değil. Gerek Romalılar gerekse de savaşçılar son derece tutuk. Acemilik paçalarından akıyor - Roma tarihini kan ve gözyaşından ibaret bir biçimde sunuyorlar ki sosyo-kültürel tarihten neredeyse hiç dem vurulmuyor - Tarihsel gerçekliği hala sorgulanan bir takım bilgileri kesin veri olarak takdim ediyorlar. Konstantin'in ilk Hıristiyan Roma imparatoru olması -ki iman ettiği bile tartışmalı- ya da Konstantin'in, Lucinius'a karşı kazandığı zaferin temel nedeni olarak askerlerinin kalkanına Hıristiyan işaretleri koydurması, zaferi bu yolla kazanması -ki Çanakkale savaşını gökten inen melek ordusunun yardımı ile kazanmaya benzeyen bir anlayışın batılı versiyonu- gibi gayriilmi unsurlar hemen göze batıyor. Konstantin'in Hıristiyanlığı kabul edişinde coşkun bir iman aramak da aynı derece abes. Zira filmin bir sahnesinde de belirtildiği üzere gerçek neden "Tek bir imparator, tek bir iman" prensibi çerçevesinde çürümüş olan Roma kurumlarının yeni, dinamik ve popülaritesi son derece yüksek olan başka değerlerle değişitirilmesinden ibaret bir uygulama. - Bir İstanbullu olarak canımı sıkan bir diğer uygulama da Konstantin'in en büyük mirası olan Konstantinopolis'e hemen hiç değinilmemesi. Nitekim Nikomedia'nın (İzmit) adı geçerken Konstantinopolis'e bu denli kayıtsız kalınması belgesel yapımcılarının Roma'yı batıdan ibaret gördüklerinin ve doğuyu dışladıklarının da bir nişanesi. Ancak herşeye rağmen yine de derli toplu Roma tarihini veren bir yapıt olması açısından yine de önemli bir çalışma ve NTV'yi de bu tür çalışmalarla bizi buluşturduğu için candan kutlarım. |
|
AVRAM GALANTİ; ARABİ HARFLER TERAKKİMİZE MANİ DEĞİLDİR (çev: Fethi Kale), İstanbul 1996 ![]()
Galante konu ile ilk olarak İzmir İktisat kongresinde 1923 yılında Latin harfleri meselesinin ortaya atılması vesilesiyle Darülfünunda Sami dilleri kürsüsünde müderris olması vesilesi ile ilgilenmeye başlar. Konu ile ilgili kitaplar kaleme aldığı gibi gerek Yeni Mecmua ve gerekse de Akşam gazetesinde çeşitli makaleler yayınlar. Ancak bu konularda pek çok kez orijinal noktalara değinmek yerine daha önceki fikirlerini tekrarladığını da hemen belirtelim. Galante itirazlarını şu maddeler altında toplar; 1. Fenni ve felsefi ıstılahlar (Arapça ve Farsçadan yararlanarak bu vakte kadar geliştirilen tabirler ne olacak? Eğer Latin alfabesi ile bu ıstılahlar yazılacaksa Alman, İngiliz, Fransız versiyonlarından hangisi tercih edilecek? Zira üç dilde de yazım ve telaffuz farklılıkları var. Türkçe bunlara nasıl uydurulacak? Hadi uyduruldu, o zaman Türkçe ne kadar bağımsız bir ilim dili olacak? Istılah meselesi halledilemezse pek çok fen ve sosyal bilim sahasında sıkıntı yaşanacak, hatta belki de üniversite hayatı sönükleşecek 2. Eski kültürümüzle olan bağlantımız ortadan kalkacak, yeni nesil eskinin sanatına ve zevkine yabancı kalacak 3. Latin alfabesi ile yetişen nesil önemli ölçüde kitapsız kalacak. Zira 9 asırlık bir yabancılaşma söz konusu olacak 4. Ekonomi yaşantımız da zarar görecek. Çünkü Galante’nin hesabına göre alfabe farklılaşması Ortadoğuda bu alfabeyi kullanan yaklaşan 35 milyonluk nüfusla Türkiye arasındaki müstakbel ticari bağlantıları yok edecektir (Buna mukabil batı ile sağlanacak ticaretin hacmine Galante vurguda bulunmaz. Sanayisi gelişmemiş Türkiye’nin ortadoğuya ne şekilde hitap edeceği de koca bir muamma Ö.K.) 5. Arap alfabesini kullanan memleketlerle Türkiye arasında bir kültürel yabancılaşma hissi oluşacaktır Galante burada yer alan fikilerinden dolayı Kemalist devrime gönülden bağlı ve Atatürk'e karşı içten hürmet besleyen bir kişi olmasına rağmen iktidarla ters düşmüş ve bu konu hakkındaki görüşlerinin alınması amacı ile Dolmabahçe sarayındaki toplantıların birine davet edilmişse de hastalığını bahane ederek gitmemiştir. İlerleyen yıllarda da bu konu hakkındaki fikirlerini muhafaza edecektir. dönemin alfabe tartışmaları açısından bu çalışma mutlak okunması gereken hoş bir eser. Ancak diline sadık kalınarak Latin harflerine aktarıldığı için Osmanlıca ifadelere aşina olmayanlar için zorlayıcı olabileceğini de hemen ilave edelim. |