
|
BEST FM'DEYİM
Ramazan Bayramı'nın ilk günü saat 9-10 arasında Murat Erdin'in "Konuşan Türkiye" adlı programına konuk idim. Eski Ramazanlar ve Ramazan Bayramları üzerine konuştuk bir parça. Tabii ki sohbetin akışı biraz kitabi bilgiye dayalı oldu zira tecrübi bilgi aktarımı için deneyim gerekli ki benim yaşım ne başım ne:))
Best Fm'in İstanbuldaki frekansı 98.4 Program yapımcısı Murat Erdin hakkında ayrıntılı bilgi için bkz; http://www.bestfm.com.tr/programci_murat.htm ![]() RAMAZAN SOFRALARI Eskilerin en namlı Ramazan sofraları geçen iki yüzyılın hatıratlarında uzun uzadıya anlatılır. Burada örnek olması açısından II. Mahmut döneminde şeyhülislamlık vazifesinde bulunmuş olan Dürrizade Abdullah Efendi (ki kendisini bir başka Dürrizade olan ve aynı adı taşıyan diğer Abdullah efendi ile karıştırmayalım. Zira hatırlanacağı üzere sonuncusu 11 Nisan 1920’de çıkarılan ve Mustafa Kemal ile diğer Kuvvacıların katlini caiz kılan fetvanın sahibidir) konağında hazırlanan bir iftar hatırasını nakledelim. Sultan II. Mahmud, bir Ramazan gününde ikinci namazını Üsküdar’daki Mihrimah Sultan camiinde kıldıktan hemen sonra Ramazan sofrasının pek methini duyduğu Şeyhülislam Dürrizade’nin konağına habersizden gitmeye karar verir. Sultanın bu ani gelişine rağmen Dürrizade de hiçbir telaş emaresine rastlanmaz. Hatta mutfağındakilere sadece “bana getireceğiniz taamı hünkara götürünüz” demekle yetinir. Nitekim padişahın katıldığı ve Dürrizade’nin konağındaki alelade şölenlerden biri olan iftar yemeğinden padişah pek bir memnun olur. Yemekler gerek hünkarın sofrasına gerekse de diğer konukların sofrasına birbirinden değerli kaplar içinde getirilir. Yalnız yemeğin sonlarına doğru gelen şeffaf billur hoşaf kaselerinin sadeliği hünkarın gözünden kaçmaz ve padişah da “her şeyi anladım lakin son hoşaf kaplarındaki sadelik diğer kapların ihtişamı ile çelişiyor bir onu anlamadım” diyerek hayretini ifade etmiş. Bunun üzerinde Dürrizade de “Hünkarım kulunuz hoşafın içine buz kattırmaz zira hoşafın tadını bozar. Bunun yerine billur kase havası verilmiş buzdan kaseler kullanırım. Bu nedenle hem hoşafın tadı bozulmamış hem de serinliğine halel gelmemiş olur” şeklinde cevap vermiştir. Sofra zevki konusundaki bu inceliği keşfedemediğine yanan padişah da kendisine ne zaman bu konu hatırlatılsa “Yahu adam pek kibardı” demekten kendini alamazmış TEBDİL GEZME Ramazan ayında bazı padişahlar tebdil gezerler ve bu surette başkentte olup bitenler hakkında bilgi sahibi olmaya çalışırlardı ki bunların ilk akla gelenleri I. Abdülhamid ve II. Mahmut’tur. Mesela I. Abdülhamid fırınları dolaşır onlardan sıradan bir vatandaş gibi ekmek ve pideler alır ve bu örnekleri inceletirdi. Bu tebdil işlemi Topkapı Sarayı’nda Hırka-i Saadet binasında sona ererdi. HUZUR DERSLERİ Ramazanda Osmanlı sarayının bir başka alamet-i farikası ise Huzur dersleri idi. Genellikle ulemadan kimselerin hadis, tefsir ya da kelam gibi dini konularda dersler verdiği ya da tartıştırıldığı bu geleneğin başlatıcısı olarak III. Mustafa gösterilir. Bu gelenek son halife Abdülmecid Efendi zamanına kadar sürdürülmüş olup son huzur dersi 1341 Ramazanı yani Mayıs 1923’de yapılmıştır. YENİÇERİ-SARAY İLİŞKİLERİ Kanuni zamanında (belki daha da evvelinde) kapıkulu taifesine (en azından önde gelenlerine) sarayda ziyafet verme dolayısıyla da sultanın nimetinden nasiplendirme adeti vardı. Bu amaçla yeniçerilere zerde, pilav ve yahniden oluşan bir öğün verilirdi. Saraydan Aksaray’daki ve Şehzadebaşındaki Yeni ve Eski odalar adı verilen yeniçeri kışlalarına baklava gönderilmesi de adettendi. Ramazanın 20. gecesinde de yeniçeri ocağının önde gelenlerine sadrazam konağında ziyafet verilirdi. SARAYDA SANAT Bu konu ile ilgili akla ilk gelen örnekler III. Selim ve II. Mahmut dönemine ait. Zira her iki padişahın da sanata karşı müthiş bir saygıları olduğu üzere kendileri de sanatkardır. III. Selim zamanında sarayda bulunan Hayali Hasan Efendi’nin kıssasını şimdilerde kendisine zanaatkar diyen taifeye gönderme yaparak aktarmakta fayda var. Dönemin en büyük hayalisi (Karagöz oynatıcısı) olarak bilinen Hayali Hasan Efendi bir gün padişahın huzurunda temsil oynarken bir pot kırar. Şöyle ki; Karagöz uşağına seslenerek; - Seliiiiiiiiiim Padişah da latife olsun diye alaycı bir eda ile seslenerek Karagöze cevap verir: - Efendiiiiiiim Birden bire Karagöz perdesinin arkasındaki mum söndürülür ve Hasan Efendi tezgahını toplamaya başlar. Padişah merak ve endişe ile sorar: - Allah aşkına kuzum Hasan Çelebi ne oldu? - Efendimiz bir densizlik ettim ki tamiri mümkün değil. Onca isim dururken ben ne eşeğim ki uşak adı olarak ismi şerfinizi zikrettim. - Yahu Hasan Çelebi ben seni bilmez miyim. Fenalık olmadığını bildiğimden ben de latife ettim. Efendim dedim - Bu durumu daha da vahim hale getirir efendimiz. Burada ilahi bir mesaj var. Cenab-ı Hak hayal yeteneğini ben kulundan almış ve bu hata ilke de bana mesaj göndermiştir. Bundan sonra artık hac farizası bize hak olup hayal oyunu haramdır. Diyerek huzurdan çıkar ve mesleği bırakır. Yine bu meydan da II. Mahmud’un Dede Efendi’nin idare ettiği musiki meşkleri kurdurduğunu ve yine onun idaresinde teravih namazları kıldığını da ilave edelim. MERAKLISINA NOT: Osmanlıda Ramazanlar hakkında birkaç da kitap ismi verelim. Hemen ilk akla gelenler; Necdet Sakaoğlu- Nuri Akbayar; 1001 Gün 1001 Gece, Denizbank yay M. Sabri Koz; Bekçi Baba: Ramazan Fasılları, Kitapevi yay. Halit Fahri Ozansoy; Eski İstanbul Ramazanları (baskısı yok) Ramazan Kitabı (haz: Özlem Olgun), Kitapevi yay. |