
| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
ROBERT KOLEJ TARİH DERSİ FAYDALI KAYNAKLAR
TARİH NEDİR?
Edward Hallett Carr; Tarih nedir, İletişim yay
MEZOPOTAMYA;
Jean Bottero; Evvel Zaman İçinde Mezopotamya (Çev. A. Tatlıer), İstanbul 2002.
Bottero, J., Eski Yakındoğu, Sümerlerden Kutsal Kitap’a (Çev. L. Arslan), Ankara 2005.
Bottero, J., Gılgamış Destanı, Ölmek İstemeyen Büyük İnsan (Çev. O. Suda), İstanbul 2005.
Frangipane, M., Yakındoğu’da Devletin Doğuşu (Çev. Z. Z. İlkgelen), İstanbul 2002.
Hırçın, S., Çivi Yazısı: Ortaya Çıkışı, Gelişmesi, Çözümü, İstanbul 1998.
Kramer, S. N., Sümerler (Çev. Ö. Buze), İstanbul 2002.
Özgüç, T., Kültepe Kaniş/Neşa, İstanbul 2005.
Roaf, M., Mezopotamya ve Eski Yakındoğu (Çev. Z. Kılıç), İstanbul 1996.
Sevin, V., Yeni Assur Sanatı I. Mimarlık, Ankara 1991.
Tosun, M.-Yalvaç, K., Sumer, Babil, Assur Kanunları ve Ammi-Şaduqa Fermanı, Ankara 1989.
Nazmi Özçelik; İlkçağ Tarihi ve Uygarlığı, Nobel yay.
Füruzan Kınal; Eski Mezopotamya tarihi
Kemalettin Köroğlu; Eski Mezopotamya tarihi : Başlangıcından Persler’e kadar , İletişim yay.
Gılgameş Destanı (çev: Muzaffer Ramazanoğlu), Ankara 1943.
Samuel Noah Kramer, Tarih Sümer’de Başlar (çev: Muazzez İlmiye Çığ), Kabalcı yay.
V. Daikov; İlkçağ Tarihi; Uzakdoğu, Ortadoğu, Eski Yunan Tarihi, (çev: Özdemir İnce), V yayınları, Ankara 1987
MISIR TARİHİ
Nazmi Özçelik; İlkçağ Tarihi ve Uygarlığı, Nobel yay.
Erik Hornung; Mısır Bilimine Giriş, Kabalcı yay, (çev: Zehra Aksu Yımazer), Kabalcı yay, İstanbul 2004.
Erik Hornung; Ana hatlarıyla Mısır tarihi, çev. Zehra Aksu Yılmazer, Kabalcı yay
Yusuf Ziya Özer; Mısır tarihi, Türk tarih kurumu yay.
Charles Freeman; Mısır, Yunan ve Roma : Antik Akdeniz uygarlıkları, Dost yay, Ankara 2003
GÖRSEL-BELGESEL,
Nationa Geographicten Mısır'ın silahları, Altın Mumyalar isimli belgeseller
ÇİN TARİHİ
Nazmi Özçelik; İlkçağ Tarihi ve Uygarlığı, Nobel yay.
D. Wolfram Eberhard; Çin tarihi, Türk Tarih Kurumu yay.
Ray Huang; Çin tarihi, çev. Attila Sönmez, İstanbul Bilgi Üniversitesi yay.
HİNT TARİHİ
Nazmi Özçelik; İlkçağ Tarihi ve Uygarlığı, Nobel yay.
Esin Kahya, Hint’te Bilim, Nobel yay.
ESKİ ANADOLU TARİHİ
Nazmi Özçelik; İlkçağ Tarihi ve Uygarlığı, Nobel yay.
Füruzan Kınal; Eski Anadolu Tarihi , Türk Tarih kurumu yay.
Trevor Bryce; Hitit dünyasında yaşam ve toplum, Dost yay.
Muazzez İlmiye Çığ; Hititler ve Hattuşa : İştar’ın kaleminden , Kaynak yay.
http://www.ntvmsnbc.com/news/26748.asp Mahfi Eğilmez'in Kadeş savaşını anlattığı mükemmel yazısı
İlker Koç (editör);Hititler; Ortadoğu TEknik Üniversitesi yayınları, Ankara 2006.
Ekrem Akurgal; Anadolu uygarlıkları, Net turistik yayınları
Afif Erzen; Urartular ve Doğu Anadolu, Türk Tarih Kurumu yayınları
GÖRSEL-BELGESEL,
Tolga Örnek; Hititler Belgeseli
YUNAN TARİHİ
Cemile Akça Ataç; Britanya için İmparatorluk Dersleri: Sparta ve Atina", Doğu-Batı Dergisi,
sayı: 40, Nisan 2007, s. 163-179.
Nazmi Özçelik; İlkçağ Tarihi ve Uygarlığı, Nobel yay.
Arif Müfid Mansel; Ege ve Yunan tarihi, Türk Tarih Kurumu yayınları
Ksenophon; Yunan tarihi, çev. Suat Sinanoğlu, Milli Eğitim bak yay.
Aristo; Atinalıların devleti, çev. Furkan Akderin, Alfa yayıncılık
Thukydides; Peloponnesos’lularla Atina’lıların savaşı, çev. Halil Demircioğlu, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi yayınları
M. E. Bosch; Helenizm tarihinin anahatları : Büyük İskender İmparatorluğu, (trc. Afif Erzen), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Edebiyat Fakültesi Tarih Enstitüsü neşriyatı
Charles Freeman; Mısır, Yunan ve Roma : Antik Akdeniz uygarlıkları, Dost yay, Ankara 2003
V. Daikov; İlkçağ Tarihi; Uzakdoğu, Ortadoğu, Eski Yunan Tarihi, (çev: Özdemir İnce), V yayınları, Ankara 1987
GÖRSEL-BELGESEL,
Discovery Channel'in Büyük İskender isimli belgeseli
ROMA TARİHİ
Nazmi Özçelik; İlkçağ Tarihi ve Uygarlığı, Nobel yay.
Oktay Akşit; Roma İmparatorluk tarihi : (M. Ö. 27-M. S. 192), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yay.
Halil Demircioğlu; Roma tarihi, Türk Tarih Kurumu
Titus Livius; Roma tarihi : şehrin kuruluşundan itibaren, yay. haz. Nezih Başgelen, Arkeoloji ve Sanat Yayınları
Sabahat Atlan; Roma tarihinin ana hatları, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yayınları
BBC'nin Hanibal Belgeseli
Roma isimli dizi
ORTA ASYA TÜRK TARİHİ
Bahattin Ögel; İslamiyetten önce Türk kültür tarihi : Orta Asya kaynak ve buluntularına göre , Türk Tarih kurumu
Jean-Paul Roux; Orta Asya : tarih ve uygarlık, çev. Lale Arslan, Kabalcı yay.
Gülçin Çandaroğlu; Uygur devletleri tarihi ve kültürü : Çin kaynakları ve Uygur kitabelerine göre, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı yay.
Zerrin Günal; İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü, Nobel yay.
BBC'nin hazırladığı Cengiz Han isimli belgesel
İLK MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLERİ
Erdoğan Merçil; Müslüman Türk devletleri tarihi, Türk Tarih Kurumu yay.
Erdoğan Merçil ; Gazneliler devleti tarihi, Türk Tarih Kurumu yay.
Erdoğan Merçil; Büyük Selçuklu Devleti, Nobel yay.
Ekber N. Necef; Karahanlılar, Selenge yayınları
Mehmet Altay Köymen; Büyük Selçuklu imparatorluğu tarihi, Türk Tarih Kurumu yay.
Mehmet Altay Köymen; Selçuklu devri Türk tarihi, Türk Tarih Kurumu yay
Osman Turan; Selçuklular tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, Ötüken yay.
Osman Turan; Selçuklular zamanında Türkiye tarihi, Ötüken yay.
Hasan Karaköse; Ortaçağ Tarihi ve Uygarlığı, Nobel yay.
Yaşar Bedirhan; Ortaçağ tarihi, Çizgi kitabevi yayınları
ORTAÇAĞ AVRUPASI
Henri Pirenne; Ortaçağ Avrupasının ekonomik ve sosyal tarihi, çev. Uygur Kocabaşoğlu, İletişim yay
Henri Pirenne; Ortaçağ kentleri: kökenleri ve ticaretin canlanması, İletişim yay.
Şafak Ural; Bilim Tarihi, Ağaç yay
Jacques Le Goff; Ortaçağ batı uygarlığı, çevirenler Hanife Güven, Uğur Güven, İzmir : Dokuz Eylül yayınları
Jacques Le Goff; Ortaçağda Entellektüeller, (trc. Mehmet Ali Kılıçbay), Ayrıntı Yayınları
Georges Duby; Ortaçağ insanları ve kültürü, trc. Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi
GÖRSEL-BELGESEL,
"Gülün Adı" adlı isimli film
Haçlı seferleri hakkında"Cennetin Krallığı" isimli film
YENİÇAĞ AVRUPASI
Mithat Atabay; Aydınlanma Çağı ve Avrupa; Nobel yay.
Stephen J. Lee; Avrupa Tarihinden Kesitler (I. cilt 1494-1789; II. Cilt 1789-1980); (çev: Ertürk Demirel, Dost yayınları, Ankara 2002
GÖRSEL-BELGESEL,
"Apocalypto" isimli film
"1492; Yeni dünyanın Keşfi" isimli film
"Luther" isimli film
TC. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK DERSİ
İÇİN KAYNAKÇA
DEVRİMLER VE AVRUPA TARİHİ
Herarbert Heaton; Avrupa İktisat Tarihi, Ankara 1985
Norman Davies, Avrupa Tarihi (çev: Mehmet Ali kılıçbay), İmge yay, Ankara 2006
Stephen J. Lee; Avrupa Tarihinden Kesitler (I. cilt 1494-1789; II. Cilt 1789-1980); (çev: Ertürk Demirel, Dost yayınları, Ankara 2002
Fahir Armaoğlu; 19. yy siyasi Tarihi, Alkım yay.
Rifat Uçarol; Siyasi Tarih, Filiz Kitabevi
Oral Sander; Siyasi Tarih, I, (İlkçağdan 1918’e), İmge yay.
Allan Nevins; Amerika Birleşik Devletleri Tarihi (çev: Halil İnalcık), Doğu-Batı yay.
Toktamış Ateş, Siyasal Tarih, Bilgi ün yay.
Coşkun Üçok; Siyasal Tarih
Ahmet Mumcu; Siyasal Tarihe Giriş, Turhan yayınevi
18.-19.-20. yy. OSMANLI TARİHİ
Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi ilgili maddeleri
Oral Sander; Anka’nın yükselişi ve Düşüşü, İmge yay.
Josef von Hammer; Büyük Osmanlı Tarihi
Nicolae İorga; Osmanlı Tarihi, Yeditepe yay.
İsmail Hakkı Uzunçarşılı-Enver Ziya Karal; Osmanlı Tarihi, Türk Tarih Kurumu yay.
İsmail Hami Danişmend; İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Türkiye yayınevi
Erhan Afyoncu; Sorularla Osmanlı Tarihi, Yeditepe yay.
Caroline Finkel; Osmanın Rüyası, Timaş yay.
Robert Mantran; Osmanlı İmparatorluğu Tarihi
Faroz Ahmad; Modern Türkiye'nin oluşumu, Sarmal yayınevi
Faroz Ahmad; İttihatçılıktan Kemalizme, Kaynak yay
Erik Jan Zürcher; Modernleşen Türkiyenin Tarihi, İletişim yayınları
Erik Jan Zürcher; Milli Mücadelede İttihatçılık, Bağlam yay.
Bernard Lewis; Modern Türkiye'nin Doğuşu, Türk Tarih Kurumu yay.
Niyazi Berkes; Türkiye'de çağdaşlaşma, Yapı Kredi yay.
Niyazi Berkes;İki yüz Yıldır neden bocalıyoruz
Tarık Zafer Tunaya; Türkiye'de Siyasal Partiler, İletişim yay.
Marian Kent; Osmanlı İmparatorluğunun sonu ve Büyük Güçler, Tarih Vakfı yay.
KURTULUŞ SAVAŞI VE DEVRİMLER
Cumhuriyet DönemiTürkiye Ansikopedisi ilgili maddeler
M.Kemal Atatürk; Nutuk
Bülent Tanör; Kurtuluş - Kuruluş, Cumhuriyet Kitap yay.
Ergün Aybars; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi
Falih Rıfkı Atay; Çankaya
Toktamış Ateş; Türk Devrim Tarihi, Bilgi ün. yay
Toktamış Ateş; Yaşasın Cumhuriyet: Konferanslar, Bilgi ün. yay.
Ahmet Mumcu; Tarih Açısından Türk Devriminin Temelleri ve Gelişimi, İnkılap yay.
Şerafettin Turan; Türk Devrim Tarihi, Bilgi yay.
Suna Kili; Türk Devrim Tarihi
|
TERZİ TARİHÇİLER Terzi vardır, müşterisini memnun etmek için kumaşı öyle diker, biçer ki, duruma göre onu olduğundan daha zayıf da gösterebilir, zarif ve görkemli de. Toplumun kırılma noktalarından, darbelerden sonra geçmişi başka senaryolarla yazma siparişi verilen tarihçiler bu tür terzilerden pek farklı değil. Ancak terzi tarihçiler her ne kadar toplumun yeni egemenlerini memnun etmek istese, ne kadar devrime inansa da yazdıklarının geçerliliği, tarih siparişi verenlerin kendilerini ne kadar aldatabilecekleri, başkalarının bu aldatmacaya ne kadar tahammül edecekleri ile sınırlı. Kimi tarih aldatmacalarının ömrü kısa, kimininki uzun olmuş. Kimi tarihi aldatmacaların etrafında ikincil bir edebiyat, davranış tarzları, felsefe ve sanat gelişirken, kimi de kukla tiyatrosu gibi diktatörlerin, şiddetin zoruyla sürebilmiş. Kimi uyduruk tarihle, işlevi bitince ya da dikiş tutmayınca unutulup gitmiş. Fransız devriminin etkisiyle Hollanda’da kurulan Batavya Cumhuriyeti tarihin ancak bir dipnotu. Adını günümüzde Hollandalıalr bile bilmiyor. Ne de bugün 5. Cumhuriyet dönemini yaşayan Fransa’da dünya tarihini sıfırdan başlattıkları, haftanın on gün, günün on saat, saatin yüz dakikadan oluştuğu devrimci cumhuriyet takvimi var. (..........) Osmanlı imaparatorluğu döneminde “etrak-ı bi idrak” yani akılsız olarak aşağılanan, milleti sorulduğunda “İslam” ya da “Osmanlı” diye cevap veren Türkler, Cumhuriyetin ilanı ile beraber kendilerini yeni kurulacak ulusun nesnesi konumunda buldular. Bir anekdota göre Türk kimliğinin oluşmasının öncülerinden bir Osmanlı aydını Fransa’da Milli Kütüphane’ye gittiğinde giriş kartı doldurması istenir. Milliyet hanesinin yanına İslam yazınca “Bu sizin dininiz” diye reddedilir. “Osmanlı” yazar, “Bu da imparatorluğunuzun adı” derler. Çaresiz kalınca aklına “Türk” yazmak gelir. Böylece kütüphaneye girip Türk kimlikli bir ulusun doğuşuyla sonuçlanacak çalışmalarını sürdürür. Vatandaşları için saf ve katıksız bir tarih yaratmak isteyen Cumhuriyetle birlikte Osmanlı, Selçuklu ve İslam geçmişi tarihin çöplüğüne atılırken, başta Sümerlerle Hititler olmak üzere Çin ve Hindistan’dan Avrupa’ya kadar yeryüzünde dil ve uygarlıkların kaynağı olarak Orta Asya Türkleri gösterilir. Çankaya’nın bu resmi görüşünü kanıtlasınlar diye devlet bursuyla Avrupa’da yetiştirilen tarihçiler yurda dönünce sipariş üzerine tarih yazarlar. (........) uzun yıllardır anlatılan Anadolu halkının anti-emperyalist Kurtuluş Savaşı verdiği söylemi aslında ulusal bilinçleri oluşmamış, kendilerine atfedilen milli kimliklerinden habersiz Anadolu köy ve kasabalarındaki Türk ve Kürt müslümanlarının işgalci Hıristiyan ordularıyla işbirlikçi Rum ve Ermeni azınlıklarına karşı, dinleri adına seferber edilişleriyle uyuşmuyor. Kızılderili tarihi de terzi tarihçiler taraffından anlamsızlaştırılarak unutturulmuş; 20. yüzyılın en ırkçı rejimlerinden biri olarak 20. yüzyıla damgasını vuran Güney Afrika Cumhuriyetinin tarihçileri aracılığıyla vatandaşlarına benimsettirdiği söylem; kuş uçmaz, kervan geçmez bu vahşi beldelerinin kahrını çeken, topraklarını işleyen, dillerine “Afrikans” adını vererek yöreyle bütünleşen Hollandalı beyazların sömürgeci İngiliz emperyalizmine karşı mücadelesidir. Hollandalılar davalarında ne kadar haklı olduklarının bir kanıtı olarak İngilizlerin kurduğu dünyanın ilk toplama kamplarında kadın ve çocuklarla birlikte ölen 26.000 vatandaşlarını gösterirler. Kuzey Avrupa’nın iklimi berbat, gökyüzü karanlık ülkelerinden Afrika’ya el koymaya gelen İngilizlerle Hollandalılar kendi aralarında çarpışadursun ikisi de buradaki uygarlıkları yok sayarlar. Tarihçileri, bu toprakların öyküsünü beyaz adamın gelişiyle başlatırken, nadiren söz ettikleri Zulular gibi yerlilere, din düşmanı, vahşi yaratıklar olarak bakarlar. Yalanlarıyla yüzleşmelerini zorunlu kılan tarihi gerçeklerle karşılaşınca gerçeği inkar ederler arkeologlar, Zimbabwe uygarlığının kalıntılarıyla karşılaştıklarında bunların vahşi siyasilere ait olamayacağını, yöreye bir ara gelen Arap ya da Hintli tücarların eseri olduğunu iddia ederler. (........) İngilizler Avustralya’yı imparatorluklarına katarken bu kıtada yaşayan yerli halkı, Aborjinleri katletmiş. Katliamdan tam 100 yıl sonra Avustralya’nın “kuruluşunu” kutlayan emperyalizmin beyaz tarihçileri 45.000 yıllık tarihi olan yerli halktan bahsetmemiş, katliamı yapan kurucularının anısına heykeller dikmişlerdir. Avrupalılar’a “Yeni Dünya”larında yani Amerika kıtasında soykırımlarının kapısını açan Kristof Kolombus adına ABD’de ulusal bayram var. Kolombia, New York’ta bir üniversitesinin, Güney Amerika’da bir devletin adı. KAYNAK; Gündüz Vassaf; Tarihi Yargılıyorum, İletişim yay, İstanbul 2007 Yukarıdaki metinden hareketle 1. “Terzi tarihçi” kavramından ne anladığınızı açıklayınız 2. Metinden yola çıkarak “Tarihçi”nin dikkat etmesi gereken noktalar hakkında neler düşündüğünüzü belirtiniz. |
|
|
Kurtuluş günü 9 Eylül tarihi Balkanlar ve Doğu Akdeniz bölgesinde iki memleketin tarihi için çok önemliydi. Bulgaristan Halk Cumhuriyeti bunu monarko-faşizmden kurtuluş ve sosyalizmin kuruluş bayramı olarak kutlardı. Bu tarihin Bulgarlar için artık fazla bir şey ifade etmediği, en azından kutlanan bir bayram olmaktan çıktığı açıktır. Maltalılar da 8 Eylül Türk kuşatmasından kurtulma gününü bütün Hıristiyan dünya adına kutlarlar.
Türkiye'de ise 9 Eylül, İzmir'in kurtuluşu yani Kurtuluş Savaşı'nın nihai hedefine ulaşılması demek. Çünkü 15 Mayıs 1919'da İtilaf Devletleri İzmir ve havalisinin işgalini kendi saflarına çok geç katılan küçük Yunanistan'a verdiler. Alışılmış tasvir; büyük Giritli denen Venizelos'un İngiltere ile Fransa'nın hem devlet adamlarını hem kamuoyunu büyülemesi ve büyük ülküsü uğruna bu sefere girişmesiydi. Gerçek sebep ise ticari ve iktisadi altyapıları açısından İngiltere ve Fransa için çok önemli olan bu bölgenin muhafaza altında tutulup İtalya'ya kaptırılmamasıydı. Daha da derin bir gerçek ise; dört yıllık savaş boyunca perişan olan orduların, yorgun askerlerin ve artık sıkıntıya tahammülü kalmayan ulusların ilave işgale tahammül edemeyeceğiydi. İngiltere Yunan ordusunu öne sürdü; harcamalar İngiliz pound'uyla yapılıyordu, malzeme de Britanya ordusunun artıklarıydı. Bu bardağı taşıran son damla oldu; kıpırdanan Türkiye örgütlenmeye direnecek komuta ve lider kadrolarını aramaya başladı. O vakte kadar yanlış olarak girilen harbin ve o harp içinde yapılan hataların yarattığı tahribattan ve ne olursa olsun sulh şartlarına uymanın gereğinden bahsedenler dahi başka türlü konuşmaya başladılar. Ege'nin Helenleri Kendileri açısından aynı hatayı Fransızlar da güney bölgelerimizde yaptılar. Yorgun orduları ve jandarmaları yorgun mahalli Hıristiyanlardan nefer topladı. Ege'nin işgalinin İtalyanları adeta hasım cepheye ittiği ve yakın gelecekte milli güçleri desteklemeye yönelttiği açıktır. Yunanistan hadiseli ve kanlı bir biçimde İzmir'e çıktı. Venizelosçu siyasi çevrelerde ordu kendini muzaffer ilan etti, taraftarların sayısı arttı. O yıllara ait "Rebetiko" dediğimiz Yunan mahalli müziğinde bile Venizelosçu havalar yer alır. Gelecekten çekinen az sayıdaki insanların başında General Metaksas vardı. Herkesin bildiği gibi küçük Yunanistan'ın Ege ve Anadolu macerasına hep karşı çıkmıştır. Muhaliflerinin suçladığı gibi korkak olduğundan değil, karşısındakilerin ne olursa olsun askeri bir ananeden gelen, ölüsü bile derhal toparlanacak bir ordu ve komuta heyeti çıkaracak nitelikte olduğunu bilecek kadar iyi bir kurmay olduğundan. Ege bölgesine yerleşen Helen nüfus daha çok adalardan göç etmiştir. 18 ve 19'uncu yüzyılın İzmir ve Ege bölgesi bu nüfus için gümrah bir hayat alanıydı. Açıkçası Akdeniz adalarının sert çevresinde bunalan bu nüfus Helenlerin en çalışkanı eski tabirle zahmetkeş olanıydı. Sırtlarında toprak taşıyarak bağlar ve meyve bahçeleri oluşturdular. Gıdım gıdım toprak satın aldılar. 19'uncu yüzyılda İngiltere ve Fransa'nın demiryolu hatları onlara da hayat verdi. Kazandılar. Çocuklarını okuttular, gönendiler. İstanbul, Marmara, hatta Trakya havalisindeki Rumlar gibi değildiler, çağdaş Helenizmin ulusçuluğuna bağlıydılar, en azından iltifatkardılar. Yakın tarihe kazındı Kıymetli tarihçimiz Rauf Beygu'nun İzmir üzerindeki çalışmalarında da belirtilir; 1897 Yunan Savaşı sırasında İzmir limanından kalkan gemiler karşı tarafa gönüllü taşıyordu, hem de marşlarla. Osmanlılık ve İzmir henüz buna aldırış edecek kadar imparatorluğun kozmopolit atmosferinden uyanmamıştı. Girit olayları, Balkan bozgunu Ege adaları dediğimiz Akdeniz adalarının Türklerden boşalıp İzmir'in muhacirlerle dolması ulusçu bir İzmir bıraktı, kendinden önce gelenlere bakıp "Gâvur İzmir" dediler. Aslında İzmir çoktan hızla Türkleşip Müslümanlaşmıştı. 1922 sonbaharına kadar yaşananlar iki kitleyi adamakıllı karşı karşıya getirdi. Şurası bir gerçek, iyi asker olduğu anlaşılan Sakallı Nurettin Paşa'nın yerli Hıristiyanlara karşı sert tavırları tamamen kendisinden kaynaklanmıyor. Üç yıl üç ayın getirdiği sıkıntılar ve kin yerli halkı da barışsever tutumundan haklı olarak uzaklaştırmıştı. Dolayısıyla 9 Eylül silinmez olarak yakın tarihe kazındı. Bugün zaman zaman yeknesak bir kutlama olabilir. Ama zaman zaman yeniden yorumlanan bir gün olacağı açıktır. Eğer Türkler etraflarında uyumlu bir dünya bulurlarsa 9 Eylül tarihi bir nokta olur; eğer hasım bir çevre oluşursa günün anlamı değişir. Örnekleri görülmüştür. 9 Eylül'den sonra Ege bölgesindeki diğer müstahkem mevkiler de ele geçirildi. Aynı şey yaşandı. Ege barışsever, müreffeh bir bölgedir. İnsanların kıtlıktan gelme düşmanca duygular beslemelerine gerek yoktur. Ama bu hafızaların silindiği anlamına gelmiyor. |
|
|
EMİNÖNÜ SEMPOZYUMU MEHMET ALİ BEYHAN; YENİÇERİLERİN EMİNÖNÜSÜ
Yeniçeri ortalarından her biri Eminönü limanına yanaşan ticari gemilere kendi ortalarının (bölüklerinin) alametini-nişanını asıyorlar ve bu hadiseye de balta asmak diyorlardır. Balta asılan gemi ilgili ortaya haraç vermek zorundaydı ki bu oran genellikle 70-80 kuruş arasında olmakla birlikte bazen gemi mallarının önemli bir kısmına el koymaya kadar gidebiliyordu. Yeni inşa edilen yapılara da balta asılıyor ve bu yolla işçilerin parasından pay alınıyordu. “Balta asmak” geleneğinden dolayı ortalar arasında sık sık mücadeleler de yaşanırdı. Alemdar Mustafa Paşa Ekim 1808 ortalarında İstanbul limanındaki gemilerde yer alan orta nişanlarını söktürmüştür. Galata tarafında toplanan yeniçeriler bu duruma tepki göstermişlerdir. “Ne yapalım hamallık edecek halimiz yok ya bu da bizim ekmek teknemiz” demek suretiyle işin iyice suyunu çıkarmışlardır. Bu olaylar meşhur “Alemdar vakasından” sadece bir ay kadar önce meydana gelmiştir. Çarşı ve pazarda beğendikleri malın 1/3’ünü alırlar, sarraflardan eksik para bozdururlar, haraç alırlar ya da bakkaldan zorla kumanya temin etme yoluna giderlerdi. 1810 yılında esnaf bu zulümler nedeniyle dükkan kepenklerini indirerek olayları protesto etme yoluna gitti. ![]() Eminönü Tahtakale’de 26. ve 27. ortaların kontrolü altında olan Melek Girmez sokağı vardı ki burada çok kötü işler irtikap edilirdi. Ocak 1811’de semer devirme olayı yüzünden iki orta birbirine girer. Semer devirme yeniçeriler arasında sıkça rastlanılan bir durumda. Buna göre yeniçerilerden biri kendi ortasından yatağını yorganını alıp başka bir ortaya geçerdi ki bu durum açıkça bir hakaret olarak telakki edilir ve iki bölük arsında çatışmalar yaşanırdı. Bölgede o denli ciddi bir tehlike ortamı oluşur ki padişah Cuma namazı güzergahını değiştirmek zorunda kalır. Asmaaltı, Bahçekapı ve Küçükpazar semtleri de bekar odalarının çokça bulunduğu yerlerdi ki buralar da hem ahlaki hem de asayiş açıdan makbul yerler değildi. Fuhuş semtleri olarak bilinirdi. 1811-12’de İstanbul’da günde bazen 2500 kişinin ölümüne sebebiyet veren veba hastalığı da bu semtlerde bulunan bekar odalarının uğursuzluğuna yorulur. Kaptan-ı Derya Hüsrev Mehmet Paşa 24 Ekim 1812’de bekar odalarını bu bahane ile yıktırtır. Mart 1811’de Yenicami civarında yeniçerilerden biri bir kadına sarkıntılık edince esnaf müdahale ederek yeniçeriyi döver. 1807-1808’de 3. Selim’in tahttan indirilmesi ve 4. Mustafa’nın başa geçirilmesi ile yeniçeri ağaları iktidarda önemli bir konuma geldiler. Nizam-ı Cedit ordusunun bir kısmıysa Tuna boylarında Ruslarla savaşmakta olduğundan İstanbul’daki silah yoldaşlarının uğradığı katliamdan kurtulurlar. Tuna bölgesindeki Nizam-ı Cedit subayları da Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa’ya sığınarak Rusçuk yarânı (Rusçuk Dostları” adı altında bir cemiyet kurarlar. Alemdar 28 Temmuz 1808’de 5000kişilik bir kuvvetle Topkapı Sarayına dayanır. Eski sadrazamı Davut Paşa kışlasına gönderir. Bu arada 3. Selim bostancıların kendisini katletmek için üzerine gönderildiğini öğrenince sarayın damına çıkar. Buradan “Ağalar odası”na geçmesi gerekirken panikleyerek yeniden kendi odasına iner. Burada da Baltacıların eline geçerek öldürülür. (Bu yeni bilgiyi II. Mahmut’un sır katibi Feyzullah Efendi’nin Ruzname adlı eserinden öğreniyoruz. Bu arada şehzade Mahmud da Anber Ağa tarafından sarayın kubbesine çıkarılır. Oradan da bazı hadımların koruduğu bir odaya indirilerek Alemdar’ın adamları yetişene kadar muhafaza edilir. Lakin tüm bunlar yeniçerilerin son edebsizlikleri olacak ve 1826 yılında Vaka-i Hayriye adı verilen olay sonrasında ocak ortadan kaldırılacaktır. Meraklısına Not: Yeniçerilerin intiharına sebebiyet verdiği Alemdar Mustafa Paşa, bugün Gülhane parkının hemen giriş kapısının karşısında yer alan Zeynep Sultan Camii haziresinde yatmaktadır. Osmanlı padişahları yağışlı ve soğuk günlerde daha uzaktaki büyük camilerde Cuma namazı kılmak yerine burada namaz kılmayı tercih ettikleri için “Sultan camii” diye de anılır. Nizam-ı Cedit ricalinden Defterdar Tahsin Ağa’nın mezarı da buradadır.
|
|
|
15 Mayıs 1919
|
|
|
AVRUPA KÜLTÜRÜNDE OSMANLI İMPARATORLUĞU
Bununla beraber Avrupalılar, zaman zaman Osmanlıları bütün kötülüklerinde kaynağı yaptılar, sahip olmak istedikleri özellikleri, tam zıddını düşmanlarına yakıştırarak tanımladılar. Zalimliğe karşı insancıllık, barbalığa karşı uygarlık, kafirlere karşı gerçek müminler. Bunlar Osmanlıların sahip olmadığı, Avrupalıların sahip olduğuna inanılan özelliklerdi. Osmanlılar, bugün genellikle göz ardı edilen veya unutulan çeşitli yönlerden, Avrupa gündelik yaşamının gerçekten parçasıydılar. Örneğin Batı Avruplalılar’ın veya Amerikalılar’ın çoğu büyük bir ihtimalle, çok sevdikleri kahve ve laleleri ya da hayatlarını koruyan çiçek aşılarını Osmanlılar’a borçlu olduklarının farkında değillerdir. Oysa bunlar Avrupa’ya 16. ve 18. yüzyıllar arasında gelmiş Osmanlı ürünleridir. Osmanlı imparatorluğu, Avrupa’nın din savaşları döneminde önemli roller oynadılar. Avrupa’da Reform devrinde birbirleriyle mücadele halindeki tarafların çoğu için, Osmanlılar Tanrı’nın yeryüzündeki gazabıydı. Protestan mezhebine bağlı bazı Hristiyanlar, Osmanlılar’ı kıyametin habercisi olarak sayıyorlardı. Bu insanlar, kendilerinin içinden çıkacak bir kurtarıcının kafir Türkleri yok edeceğini, Hz. İsa’nın dünyaya gelmesi için zemin hazırlayacağını iddia ediyorlardı. Yine Protestanlık hareketinin başında bulunan Luther’de Katolik dünyasının dini merkezi olan Roma Papalık makamındaki bozulmasının bir cezası olarak Tanrı’nın Türkleri Hristiyanların başına bela ettiğine inanıyordu. Aslında bilgili, ince zevklere sahip, çok dil bilen bir “Rönesans Prensi” olan Fatih Sultan Mehmet, 1612 tarihli bir Fransız piyesinde, zalim, acımasız bir zorba olarak temsil edilmiştir. Yine başka tiyatro eserlerinde de Osmanlı askerleri Yunan savaş Tanrısı Mars’a insan kurban eden vahşiler olarak canlandırılmışlardı. Ancak, Viyana önlerindeki 1683 bozgunundan sonra Osmanlı tehlikesinin azalmasıyla birlikte, çizilen Osmanlı imajı da bir ölçüde değişti. Böylelikle 18. yüzyılda Avrupalılar kendilerini, Osmanlı komşularından bir biçimde bir şeyler almaya başlayacak kadar güvende hissettiler. Bu dönemde Osmanlılar, klasik müziğe modern orkestranın vurmalı çalgılar bölümünü ekleyerek Avrupa’nın klasik müzik dünyasına önemli katkılar yaptılar. 1720'lerden 1850'lere kadar süren dönemde “Türk müziği” denen müzik –bir zamanlar orkestradaki vurmalı çalgılara verilen ad- Avrupa’yı kasıp kavurdu. Avrupa sarayları, Osmanlı vurmalı çalgılarının seslerini çıkarmak için birbirleriyle yarışa girdi – ziller, kösler, ve davullar. Bu müzik askeri coşturmak ve düşmanın yüreğine korku salmak için Osmanlı ordularıyla birlikte yürüyen mehter takımıyla birlikte çıkmıştı. Lehistan kralı II. Augustus (1697-1733) mehter müziğini o kadar beğendi ki, Osmanlı padişahlarından biri hediye olarak kendisine bir mehter takımı gönderdi. Kralın komşusu olan Rus çariçesi Anna, kendisinin de bir bandoya ihtiyacı olduğuna karar vererek 1725’te bir takım getirmek üzere İstanbul’a adam gönderdi. 1741’e gelindiğinde Avusturya-Macaristan imparatorlarının bile kendilerine ait bir mehter takımları vardı; bir süre sonra Berlin’de bulunan Prusya kralı da bir mehter takımı edindi. Bu takımların hepsi de Osmanlılar’dan oluşmaktaydı. Tempo tutmak için mehterbaşı tarafından taşınan asa, zamanla bir tören aracı haline geldi. Bu, sonunda değişerek trompet takımı önünde yürüyen gösterici kızların ABD’nin her yerinde geçit törenlerinde ve futbol maçlarında havaya atıp tekrar yakaladıkları batona (sopalara) dönüştü. Mehter müziğinin popülerliği, orkestra sınırlarını aşıp bugün klasik Batı müziği diye adlandırdığımız müziğin ana çizgisine girdi. ilk olarak 1824’de yayınlanan Bethoven’in Dokuzuncu Senfonisinin son bölümünde yeniçerilerin yürüyüşünü çağrıştıran harika bir pasaj vardır. Brahms’ın Dördüncü Senfonisinde, Hayd’ın Askeri Senfonisinde Rossini’nin Guilleme Tell Üvertüründe ve Wagner’in Tannhauser Operasının marş bölümünde Türk müziğini duymak mümkündür. Avrupa müziği, Osmanlı müzik aletlerini ve dekorlarını alırken, Türk modası da 18. Yüzyıl Avrupasını kasıp kavurdu. Lehistan’da (Polonya) bir dönem, soylular arasında Arap atlarına binerek Osmanlı kostümleri giymek pek modaydı. Avrupa’nın her yerinde açılan Osmanlı tarzı kahvehaneleri; parlak ipekliler, kımıldadıkça dalgalanan şalvarlar, kalkık burunlu Türk terlikleri giymiş, Türk çubukları tüttüren, Türk tatlıları yiyen Avrupalılar doldurdu. 19. yüzyıla gelindiğinde ise Osmanlı her türlü özgürlüğün, liberal fikrin karşıtı,hayalperest ve miskin doğunun sembolü olan bir kale görünümündeydi. Nitekim bu özellikler dönemin karikatür mecmualarında yer alan Osmanlı figüründe de aynen yer eder. Farklı dönemler içinde Avrupa’nın Türklere ve Türk kültürüne bakışını belirleyen en önemli özellikler nelerdir? KAYNAK: Donald Quatert; Osmanlı İmparatorluğu 1700-1922, İletişim yayınları, İstanbul 2002, s. 32-37’den özetleyen Önder Kaya |