
(Osmanlıcadan sadeleştirerek Türkçeye aktaran: Önder Kaya) ÖNSÖZ
Fatih Sultan Mehmet’in 30 yıldan fazla süren saltanatı, gerek yerli gerek yabancı pek çok araştırmacıyı meraka sevk etmiştir. Bu nedenle de saltanatının farklı yönleri hakkında bir çok çalışma kaleme alınmıştır. Fatih’i diğer Osmanlı padişahlarından ayıran en önemli yönü bilime, sanata ve edebiyata verdiği büyük değerdir. Bundan dolayı Fatih bazı batılı araştırmacılar tarafından çağdaşı olan Medici, Borgia ve Sforza gibi dönemin sanatkarlarını koruyan mesen ailelerinin yöneticileri ile karşılaştırılmıştır. Türkiye’de de bazı tarihçilerimiz tarafından bir Rönesans prensi olarak adlandırılmıştır. Bu büyük hükümdarın siyasi hayatı hakkında önemli araştırmalar vücuda getirilmişse de ne yazık ki kültür hayatına ışık tutabilecek özellikteki bilgiler bölük pörçük ve dağınık bir mahiyettedir. Dönemin en önemli safhalarından biri olan Fatih ve Ressam Bellini arasındaki ilişkiler de bu dağınıklıktan nasibini almıştır.
Her ne kadar Osmanlı kaynaklarında Rönesans’ın bu ünlü ressamı ile padişah arasındaki ilişkileri aydınlatacak düzeyde bilgi yoksa da dönemin batılı kaynaklarında bilhassa İstanbul’da görev yapan Venedik balioları yani büyükelçileri ile Fatih devrinde yolu Osmanlı sarayına düşen seyyahların çalışmalarında konuyla ilgili epey doyurucu bilgi bulunmaktadır. Belki de bundan dolayı Avrupa’da Bellini ve Fatih’i konu alan çalışmaların varlığına karşılık bizde Nurullah Berk’in çalışmaları bir yana bırakılırsa konu neredeyse karanlıkta kalmış gibidir. Başta edebiyat, sinema ve tiyatro olmak üzere pek çok sanatsal çalışmaya ilham verebilecek olan bu konu, bildiğimiz kadarıyla sadece Nedim Gürsel’in “Resimli Dünya” adlı romanı ile Osman Sınav’ın yönetmenliğini yaptığı “Hünkarın Bir Günü” adlı sinema yapıtına konu olmuştur.
Elinizdeki eserin orjinali 1888 yılında Bellini hakkında yaptığı çalışmalarla tanınan L. Thuasne tarafından “Gentile Bellini et le Sultan Mohamet II” adıyla Paris’te yayınlanmıştır. Eseri, Osmanlıca’ya Ahmet Refik aktarmış ancak bu değerli tarihçimizin adı sanki eserin yazarıymış gibi kapakta yer almıştır. Bununla beraber Ahmed Refik, eserin mukaddime yani önsöz kısmında çalışmanın Thuasne’in eserinin çevirisi olduğunu birkaç cümleyle de olsa belirtmiştir. Değerli tarihçimiz, bu araştırmanın çevrilme nedenini de konu hakkında yazılmış, dişe dokunur bir çalışmanın olmamasına bağlar. Yazık ki aradan neredeyse bir asır geçmiş olmasına rağmen ben de aynı nedenle bu çalışmayı sadeleştirerek Latin harflerine aktarmayı uygun gördüm.
Eserin hazırlanması sırasında Ahmed Refik’in yapmış olduğu isim ve eser çevirileri aynen korundu. Ahmed Refik, bu isimleri dönemin bazı çevirmenleri gibi Latin harfleriyle ve orijinal yazılış şekilleriyle eserine koymak yerine kendi telaffuzuyla ve Arap harfleriyle çalışmasına almayı uygun bulmuştu. Bu nedenle Bellini’nin Gentile olarak yazılan ön adı Jantil ve kardeşinin Giovanni olarak yazılan ön adı Ciovanni olarak elinizdeki kitapta yer aldı. Metni Latin harflerine çevirirken olası bir hata ihtimalini en aza indirmek amacıyla isimler, Fransızca metinle karşılaştırılarak kullanıldı. Orjinal metindeki dipnotların sonuna (A.R.) ibaresi konulmuş olup bunun dışındaki dipnotlar tarafımdan esere ilave olunmuştur. Burada yeri gelmişken Ahmet Refik’in muhtemelen eserin geniş kitlelerce okunmasını sağlamak amacıyla sıkıcı gelebileceğini düşündüğü dipnotların neredeyse hiçbirini çevirisine almadığını da ifade edelim.
1907 yılında Osmanlıca’ya çevrilen eserin dili ne yazık ki ağır olduğu ve tumturaklı ifadelere sıkça yer verildiği için günümüz okuyucusunun anlayabileceği şekilde sadeleştirme yoluna gidilmiştir.
|
|