Ana Sayfa > YUNANİSTAN SAYFASI
YUNANİSTAN'A BAKIŞ
“Bütün ülkeler kendi tarihlerinin yükünü taşırlar” (R. Callog)
 Bu sayfada amacım; en sorunlu (!) fakat aksi gibi de tarihi, tecrübeleri, tepkileri, değerleri ile bize en çok benzeyen batılı komşumuz Yunanistan hakkında bir şeyler karalamaktır. Açıkçası her iki ülkenin de tarihinin birbirine bakışında ciddi önyargılar söz konusudur. Bu sayfayı oluştururken Yunan tarih yazımı ve Türk tarih yazımından görsel örneklerle desteklenmiş bir takım örnekler vermeye çalışacağım. Doğal olarak Yunanistan'ın bağımsızlık sürecine ulaşması ve sonrasındaki yüzyıllık periyod için ağırlıklı olarak Yunan menşeli materyalleri kullanacağım. Türk tarafında ise bilhassa 1897 Türk-Yunan harbinden itibaren görsel materyalin artmasından hareketle biraz daha geç bir dönemden itibaren basında ve matbuatımızda bu konuya bakışı yansıtan bazı materyallere yer vereceğim. Kurtuluş savaşı sırasında ise Türk matbuatında bu materyallerin bolluğu ise kitaplar oluşturacak kadar geniş bir yer tutar. 
 Yunan tarihi konusundaki en önemli rehberim İletişim yayınları arasından çıkan Richard Callog’un “Modern Yunanistan Tarihi adlı çalışması. Oxford Üniversitesi’ne bağlı St. Antony’s College’de görev yapan Callog Yunan tarihinin dünya çapındaki saygın uzmanlarından. Kitabına bu adı veriş nedeni ile başlıyor sözlerine.

img292/3016/modernyunantarihigp2.jpg
Richard Callog'un kitabı komşu hakkında besleyici bilgilerle dolu

Malum Yunanistan devleti  günümüz Yunanistan’ını Antik Yunan’ın kesintisiz bir devamı olarak kabul etmekte. Yalnız bu şanlı Yunan tarihi Roma, Bizans ve akabinde de Osmanlı idaresi altında parlaklığını yitirmiş ve modern Avrupa’nın temellerini atan o görkemli medeniyet arka plana çekilmeye, unutulmaya mahkum edilmiştir. 1829’daki Yunanistan ise küllerinden doğan Anka kuşu misali yeniden geçmişin şanlı sayfalarına dönüşü sembolize eder.Yunanistan’ın ilk ABD elçisi Charles Tuckerman “Atinalı bir profesöre inme inmesini sağlamanın en kestirme yolu Yunan toplumunun Atinalılarla olan bağlantısını inkar etmek” olduğunu söyleyerek taa eski zamanlardan itibaren Yunanistan’da bu konuya bakış açısına verilen önemi gözler önüne serer. Bu nedenle antik dönemin parlak uygarlığı ile yeniden filizlenen Yunan medeniyeti arasındaki ayrımı yapmak zaruridir. Callog bundan dolayı Yunanlıların dile getirdiği üzere eserine Modern Yunan tarihi adını vererek eserinin sınrırlarını çizme yoluna gitmiş.

img162/3177/pavloskountouriotiscrowzd8.jpg
Yeni dönemin zaferleri antik devirler tarafından taçlandırılıyor

Yunanlılar kendilerini modern Avrupa’nın yaratıcısı olarak kabul ederken Avrupalılar bu işe ne diyor diye soracak olursak, onların da bu konuda pek farklı düşünmediği söylenebilir. Hatta 19. yüzyılda Yunanlılara bu ayrıcalıklı konumlarının farkındalığına vardıranlar da yine Avrupalılar. Bilhassa da İngiliz ve Fransızlar. Bu sayede Yunan bağımsızlık hareketi sırasında büyük devletler olaylara müdahil olmuş ve Yunanistan bağımsızlığını kazanabilmiştir. Yine Ortodoks ekolünden gelen ve doğu hıristiyanlığının en güçlü kalesi olmakla da Katolik-Latin-Roma mirasının bir sonucu olan Batı Avrupa toplumundan dışlanması beklenen Yunanistan, tam da bu özelliğinden dolayı AB’ye katılan ilk doğu Avrupa ülkesi olacaktır. Yunanistan’ın katılımı meselesi 1980 yılında İngiiz parlamentosunda görüşülürken dönemin dışişleri bakanı “Şimdi Avrupa’nın Yunanistan’a üç bin yıllık borcunu ödeme zamanıdır” demek suretiyle bu noktaya dikkat çıkmiştir.

img205/6819/byron1nh5.jpg
İngiliz yazar Byron Yunan davasına destek veren en önemli batılı simalardandır

Yunan tarihine şöyle bir nazar edecek olursak coğrafyanın çok az ülkede siyasi yaşama bu kadar etki ettiğini gözlemleriz. Daha ilk devirlerde verimli tarım alanlarının darlığı sebebiyle Yunanlılar denziciliğe yönelmişler ve ticari hayatın içinde yer almışlardır. Bunun sonrasında MÖ. 8. yy’da kolonizasyon dönemi gelmiştir. Osmanlılar döneminde de Rumlar deniz ticareti konusunda imparatorluğun en aktif unsurları olmuşlardır. Fakat geçim sıkıntısının aşılması konusunda bu durum yeterli gelmeyince Osmanlı Rumları Kırım’ın Odessası, Mısır’ın İskernderiyesi gibi liman kentlerde büyük koloniler oluşturmaya başlamışlardır. Bu kolonilere ilerleyen yıllarda Amerika’ya yapılan büyük göç dalgası (ki yakın zamanda vizyonda yer alan “Gelinler” adlı sinema filmi de bu süreci ele alan romantik bir yapımdır) ve Amerika’nın kota koymaya başlaması üzerine Avustralyaya yapılan büyük göçler alacaktır. Bugün bilhassa Amerika’daki Yunan diasporasının gücü dikkat çekicidir. Nitekim, ikinci kuşak bir Yunan göçmeni aileden gelen Michael Dukakis 1988 seçimlerinde Demokratik partiden başkan adayı olmuştu.  



Michael Dukakis

OSMANLI İDARESİ ALTINDA HELLAS

Resmi Yunan tarih yazımı antik atalarla modern Yunanistan arasındaki devreyi karanlık devre olarak görür. Bizans dönemindeki kadar bugünkü Yunan kimliğinin ayrılmaz bir parçası olan Ortodoksluğu kabul ederek bir nebzeye kadar affedilebilir bir konumdadır. Zira Bizans, hıristiyanlığın kabulünün hemen akabinde Atina felsefe okulunun kapatılması başta olmak üzere antik kültürün yok olmasında önemli rol oynamıştır. Ancak Osmanlının affedilebilir hiçbir yanı bulunmamaktadır. Yunan tarihinde bu döneme “Turkokrasi” adı verilir ve Yunanlıların geri kalmışlığında bir günah keçisi işlevi görür. Bu dönemde köhnemiş Ortodoks kilisesi ile elele veren Osmanlı devleti asil Yunan ulusunun geri kalması için her türlü tedbiri almış, insanlar dinlerini de kültürlerini de özgürce yaşayamadıkları için yeraltı okulları diye anılan gizli mektepler kurmuşlar ve kültürlerini bu sayede zorlukla bugüne 19. yy’a taşıyabilmişlerdir (bugün söz konusu mekteplerin hiçbir kalıntısının olmaması ilgi çekici:))).


img84/8798/yeraltiokuluos8.jpg
Yunan tarih yazımına ilham veren yeraltı okullarından biri
img177/8499/nikolasgyziszrekowinyim0.jpg
Yunanlılar çocuklarını devşirilmemeleri için saklıyor ya da kız kılığına sokuyor.
img512/6228/ottomantorturesth1.jpg
Yunan propagandasında Osmanlı döneminde Rumlar

Fatih Sultan Mehmet, Yunanistan’ı kontrol altına aldığında bölgeyi İstanbul’u fethinin hemen sonrasında temellerini atmış olduğu “Millet sistemi üzerinden kontrol etme yoluna gitmiştir”. Bu sisteme göre siyasi ve idari yetkilerle de donatılarak “millet başı” ilan edilen Rum patriği, Ortodoks tebaa konusnda Osmanlı devletinin muhatap kabul ettiği tek idareci konumuna getirilmiştir. Bu şekilde halk üzierndeki etkisi Bizans döneminden de üst seviyeye çıkan patrikten beklenen ise devlete mutlak biçimde sadakat, teba üzerinde kesin kontroldür. Nitekim 1821 Yunan isyanı sırasında dönemin Rum patriği V. Gregoros isyancıları afaroz etmesine rağmen taba üzerindeki kontrolü sağlayamadığı ve dolayısıyla da akde riayet etmediği düşüncesi ile patrikhanenin orta kapısı önünde asılarak idam olunmuştur.

img142/4803/patrikgrigorosidamidd8.jpg
Patrik V.Gregorusun idamı
img142/2161/grigorios5thnl5.jpg
Gregoros'un idamını gösteren çizimde arka fonda patrikhanenin orta kapısı

Halbuki Osmanlıların son dönemlerine kadar patrikhanenin ortak çıkarlar nedeniyle Osmanlı devleti ile büyük ölçüde ortak hareket ettiği bilinir. Hatta Kudüs patriği Antimos bunun adeta bir tezahürü olarak Osmanlı varlığını şu ifadelerle yüceltir; “Osmanlıalr, Ortodoks inancından sapmış batılı Hıristiyanların şerrinden bizi koruması için Tanrı’nın bahşettiği bir lütufur”.
18. yydan itibaren özellikle bu denizci tüccarların başını çektiği Yunan burjuvazisinin de etkisiyle Osmanlı karşıtı kıpırdanmaların tırmanışa geçtiği görülür. Bu denizci tacirler bilhassa Fransız ihtilali sonrasında Napolyon savaşları sırasında İngilizlerin Fransa’ya uyguladıkları deniz ablukasını aşmayı göze alan en önemli topluluk olarak hayli zenginleşecektir. İhtilal armatörlerin sadece kesesini doldurmakla kalmayacak ihtilalin fikirlerinden de etkilenmelerine enden olacaktır. Armatörler tıpkı batıda oluşmaya başladığı üzere küçük ancak ekonomik çıkarlar konusunda kendi müteşebbislerine sonuna kadar yardım edecek bir ulus devlet arzu eder oldular. Ancak bu konuda tek başlarına başarılı olmalarına imkan olmadığından 18. yy’ın ikinci yarısından itibaren Osmanlı üzerindeki baskısı had safhaya çıkan Rusları bir nevi kurtarıcı olarak selamladılar.

img149/4879/yunandenizciikb3.jpg
Bir Rum denizci

1774 Küçük Kaynarca anlaşması Rumların esaretten kurtarılışının ilk işareti olarak kabul edildi. Zira halk arasıdaki bir inanışa göre Türkler İstanbulu ele geçirdikten 320 yıl sonra kuzeyden gelen sarı saçlı dindar Hıristiyanlar, bu barbarları sürüp atacaktı ki bu da 1773 tarihine tekabül ediyordu. Ancak kehanet tutmadı. Yine de bu dönemde gerçekleşen Osmanlı-Rus savaşında Osmanlıların uğradığı ağır yenilgi Yunanlılarca bir u mut olarak görüldü.

19. yy başında Yunanlılar açısından iki önemli kazanım söz konusuydu. Herşeyden önce 2. Mahmut yeniçeri ocağını ve ayanları ortadan kaldırma planını devreye sokmuştu. Bu çerçevede Yeniçeri ocağının kaldırılması Osmanlıları askeri açıdan bir süreliğine de olsa belirsizliğin içine atarken Yunanistan bölgesindeki ayan Tepedelenli Ali Paşa’nın üzerine asker sevk edilmesi de bir iç savaş dolayısıyla ayaklanma için uygun an anlamına geliyordu. İkinci önemli etkense Avrupalılarda bu dönemde had safhaya çıkan Philhellenizm” yani Helenseverlik akımıdır.









önderkaya gönderdi. | Yorum Ekleyin | 15 Haziran 2008 | YUNANİSTAN SAYFASI
Ara
goog
eXTReMe Tracker