
| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | ||||||
| 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 |
| 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 |
| 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 |
| 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 |
| 30 |
Halep'i almak isteyen iki sultanımız oldu, üçüncüsü de çıldırdı
ERHAN AFYONCU, BUGÜN, 08 Nisan 2007 , Pazar
Suriye'nin Halep şehrinde Olimpiyat Stadı'nın açılışı nedeniyle yapılan el İttihad-Fenerbahçe dostluk maçı tarihte yerini aldı.
Suriyeliler'in büyük ilgi gösterdiği maçta, öncesinden sonrasına kadar Halep'te olağanüstü anlar yaşandı. Suriyeliler, Fenerbahçe'ye ve Türkiye'ye karşı büyük bir dostluk sergilediler. Aslında maçın oynandığı yer bize çok yabancı değil. 1918'e kadar Osmanlı imparatorluğu'nun bir parçası olan Halep, Türk tarihinde unutulmaz bir yere sahiptir. Osmanlılar'dan önce Halep'i almak isteyen iki Selçuklu sultanı bu uğurda can vermiş, üçüncüsü de şehri alayım derken, bunalıma girmişti.
Osmanlılar'dan önce Anadolu'da devlet kuran Türkiye Selçukluları'nın en önemli hedeflerinden birisi Kuzey Suriye'yi ele geçirmekti. Türkiye Selçukluları'nın kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve ikinci hükümdarı Kılıçarslan, Halep Kalesi'ni ele geçirmek uğruna can vermişlerdi. Halep'le ilgili en ilginç hikâye ise genç ve çalışkan tarihçilerimizden Önder Kaya'nın "Tarihin Gör Dediği" isimli kitabında anlatılır.
İki sultanın Halep uğruna ölmesine rağmen, daha sonra tahta çıkan Türkiye Selçuklu Sultanları'nın en önemli ticaret merkezlerinden biri olan şehri topraklarına katma rüyaları bitmedi. 1211 ile 1220 yılları arasında Türkiye Selçuklu tahtında bulunan İzzeddin Keykavus, Halep'i almak için şartların çok uygun olduğunu görünce atalarının fethi için can verdiği şehrin üzerine yürüdü. Halep, 1183'ten itibaren Haçlılar'ın korkulu rüyası Eyyubiler'in elindeydi. İzzeddin Keykavus'un babası Birinci Gıyaseddin Keyhüsrev ile Halep hakimi Selahaddin Eyyubi'nin oğlu Melik Zahir arasında yıllarca dostluk hüküm sürmüştü. Ancak Melik Zahir'in 1216'da ölümünden sonra iki devletin ilişkisi farklı bir yöne gitti.
YETİM MALINA EL SÜRME
Anadolu'daki birçok önemli şehri fetheden İzzeddin Keykavus uzun süredir doğudan gelen ipek, seramik, fildişi ve baharat gibi lüks tüketim mallarının satıldığı, Şam işi kılıçların bulunabileceği önemli bir ticari merkez olan Halep'i almayı düşünüyordu. Ancak bu rüyası hiç beklemediği bir şekilde neticelenecekti. Melik Zahir'in ölümünden sonra yerine 3 yaşındaki oğlu Melik Aziz geçmişti. Sultan İzzeddin Keykavus, bir çocuğun Halep'i yönetmesinin büyük bir fırsat olduğunu görerek hemen sefer hazırlıklarına girişti. Ancak devlet adamları sultanın sefer fikrine "yetim malı olan bir beldeye el uzatmanın uğursuzluk getireceği" söyleyerek karşı çıktılar. Sultan, devlet adamlarının uyarılarına tebessüm ederek "melikler arasında acıma olmaz" sözünü hatırlattı. Şehri oğlu adına yöneten Dayfa Hatun, Selçuklular'ın seferi üzerine babası ve Eyyubi sultanı olan Melik Adil'den yardım istedi. Melik Adil, bu sırada Haçlı saldırısı olduğu için yardım kuvvetleri yerine oğullarından Melik Eşref'i gönderdi.
HARP HİLEDİR
Melik Eşref, Halep'e geldiğinde durumun parlak olmadığını gördü. Kaledeki 4 bin askerin çoğu profesyonel asker olmayan Bedevilerdi. Sultan Keykavus'un 18 bin kişilik ordusuyla başa çıkması imkânsız gibiydi. Melik Eşref, kız kardeşi Dayfa Hatun'la kafa kafaya vererek bir harp hilesi hazırladı. Türkiye'ye sık sık ticaret için giden Halepli bir tüccarı çağırarak, ona para ve değerli mücevherler verip, bunları Selçuklu ordugâhına yakın bir yere sakladıktan sonra askerlerin içerisine girerek "Eyyubiler'in Selçuklu emirlerinden bazılarını satın aldığı" dedikodusunu yaymasını istediler.
Dedikodu kısa sürede Selçuklu Sultanı'na ulaştı ve Keykavus'un kulağına kar suyu kaçtı. Tüccar, dedikodunun doğru olduğunu ve Halepliler'in gönderdiği rüşvetin yerini gösterebileceğini söyledi. Keykavus'un emri üzerine para ve mücevherat ile birlikte Türkiye Selçuklu Devleti emirlerine hitaben yazılmış mektuplar saklanan yerde bulunarak sultana getirildi. Bunları görünce dehşete düşen Keykavus, olayı gizleyerek gelişmeleri takibe başladı. Melik Eşref, Halep'in kuzeydoğusunda Selçuklu öncü birliklerini mağlup edince, Keykavus'un ihanete uğradığından hiçbir şüphesi kalmamıştı. Bu yüzden rahatça fethedeceği Halep'i bırakıp, Anadolu'ya geri döndü. Kaleyi kurtaran Melik Eşref, geri çekilen Selçuklular'ı takip ederek çok sayıda ganimet de elde etmişti.
EMİRLERİNİ YAKARAK ÖLDÜRTTÜ
Elbistan Ovası'na çekilen Keykavus, ihanete uğradığına o denli inanmıştı ki, en ufak bir hatada komutanlarını astırmaya başlamıştı. Sultan, emirlerini Elbistan'da mağlubiyetin sebeplerini görüşmek üzere kendi çadırında toplantıya çağırdı. Bu sırada sultanın özel askeri birliği de çadırın etrafını sarmıştı. Keykavus, emirlerine Halep'te bulduğu mektupları vererek okumalarını emretti. Mektupları okuyan emirler, bunun bir iftira olduğunu, söyledilerse de sultanı yumuşatamadılar. Keykavus emirlerini bağlatıp, çadırı ateşe verdirdi. Avrupa'da çok yaygın olmasına rağmen "yakarak öldürme" İslam dünyasında "Ateşle azap etmenin ancak Allah'a mahsus olduğu" yönündeki inanış yüzünden Türk tarihi boyunca eşine az rastlanan bir cezalandırma yöntemiydi.
Keykavus, emirlerini öldürme emrini verirken sağduyusunu kaybetmişti. Sultan verdiği karardan kısa bir süre sonra büyük bir pişmanlık duydu. Keykavus, pişmanlığının nişanesi olarak emirlerini yaktırdığı yerde bir mescit yaptırdı ve bu mescide de Mescid-i Suhtegân, yani Yanıklar Mescidi adını verdi.
Selçuklu Sultanı, yaşananlardan sorumlu tuttuğu, Eyyubi meliki Melik Eşref üzerine yeni bir sefere çıkarak, intikam almak istedi. Ancak Malatya önlerine vardığında, öldürttüğü emirlerin rüyalarına girmesi ve duyduğu vicdan azabı yüzünden rahatsızlığı arttı. Dinlenmek amacıyla temiz havasıyla tanınan Sivas'a giden İzzeddin Keykavus, burada büyük bir pişmanlık içerisinde öldü.