Kaç zamandır peşinde olduğum bu kitabı nihayet İzmir'den hem de sadece 2 ytl gibi komik bir fiyata bulma fırsatım oldu ve bir soluktada okudum bitirdim. Enfes bir çalışma. Murat Sertoğlu'nun bu eseri kuru bir roman olmanın çok üzerinde. Herşeyden önce müthjiş bir saha araştırması yapmış. Hekimoğlunun yaşayan kızı ve Hekimoğlunu pusulayan Dadyan Arslan'ın hayattaki oğlu ile görüşme imkanı bulmuş. Genel olarak bu konu hakkında araştırma yapan tarihçilerin de mutlak surette bibliyografyalarına koydukları bir çalışma
(Bu anlamda Yaşar Küçük'ün "Doğu Karadeniz Bölgesi Eşkiya ve Kabadayıları" Serender yay ile Ayhan Yüksel'in Kitapevi yayınları arasında çıkan "Doğu Karadeniz Araştırmaları" adlı çalışmalarına bakılabilir) olan bu esere göre Hekimoğlu denilen nam şahsiyet Fatsa'nın Yassıtaş köyünde doğmuştur. O dönemde 1876-77 Osmanlı-Rus savaşı sırasında yerini yurdunu terkeden pek çok Gürcü Ordu'ya yerleştirilmiştir. Sonradan pekçoğu Müslümanlığı benimseyen ve birbirine sıkı sıkıya bağlı Gürcülerle yerli Müslümanlar arasında bir zıtlaşma yaşanmaya başlar. Bu aslında farklı kültürlereden gelen iki toplum arasında kaçınılmaz bir durumdur. Üstelik yeni gelen bu topluluk eskilerin zaten zor olan yaşam şartlarını daha da zorlaştırmıştır.
Hekimoğlu işte bu Gürcü muhacirlerden Sefer adlı bir ağanın hizmetinde çalışmaktadır. işte bu Sefer Ağa'nın kızı ile Hekimoğlu arasında başlayan yakınlaşma, kanlı bir hesaplaşmaya doğru gider. bir gün ikisini yanyana gören Yusuf adlı bir başka Gürcü haberi Sefer Ağaya yetiştirir. Sefer Ağa da Hekimoğlunu bir meclise çağırır. Hekimoğlu pusu olduğuınu bile bile davete icabet eder. Davette yüzleşmeler ve restleşmelerin hemen ardından Hekimoğlu atik davranarak kendini ihbar eden Yusuf'u vurur. Böylelikle Gürcülerle arasına kan girer
(Hemen söyleyeyim ben de amcamdan bir takım benzer hikayeler duydum. amcam yaklaşık 80 yaşında ve onun anlattıklarına göre Gürcüler çok eskillerde amcamın babaannesinin evini basmışlar. Ev halkı evde bulunan 3 gelini saklamışlar. Erkekler cephede olduğundan en büyük gelin evin bacasına çıkarak Gürcülere ateş açmış. Çatışma falan yaşanmış. Ancak amcam bu Gürcülerin Gürcistan tarafından gelen Hıristiyan kökenli yağmacılar olduklarını bölgede yaşayan müslümanlaşmış Gürcülerden olmadıklarını da eklemişti. Ancak onlarla da eskilerde bir soğukluk bulunurmuş. yarım asırdır bu tür bir sıkıntı yaşandığınıu sanmıyorum zira ailemde pek çok Gürcü gelin var ve harika yemek yapıyorlar:)
Hekimoğlu bu olayın ardından kaçarak Kumru yakınlarında dağlarda saklanır. bu sürede yanına kendi kankardeşi Gedik Halil de gelir. Mehmet adını taşıyan iki yeğeni de Hekimoğluna katılrı. Bunlara Büyük Mehmet ve Küçük Mehmet der. Her ikisine de kısaca Mehmetler der. Hekimoğlu Gürcülerle olan düşmalığı uzatmak istemez. Bu nedenle de onlara pek bulaşmaz. Ancak Gürcüler kendini rahat bırakmaz. Hulusi Bey adlı bir Gürcü Beyi onun üzerine "Kır serdarı" olarak gönderilir. Hekimoğlu, Hulusi Bey tarafından bir fırının üst katında sıkıştırılır. Kurtuluş umudu kalmadığı bir anda Hekimoğlu, bir ara başını gördüğü Hulusi Beyi kulağının arka tarafından girip beynini dağıtan bir martini kurşunu ile vurur. Çıkan panikten yararlanarak da uzaklaşır.
Hekimoğlunun sonunu bir başka Gürcü beyi olan Dadyan Arslan getirecektir. Dadyan Arslan önce Mehmetleri misafir oldukları bir köyde pusulayarak öldürtür. Ardından da sağduyusunu kaybederek yeğenlerinin öldürüldüğü köye inen Hekimoğlunu pusular ve delik deşik ettirir
(Dadyan Arslan anlatılanlara göre Hekimoğlunun ölümü üzerine "Hekimoğlu öldü, kavga bitti" der ve hacca giderek bundan sonraki yıllarda yerli halk ve Gürcülerin kaynaşması için yoğun çaba sarfeder).
Cesedi Fatsa meydanına getirilerek bir süre teşhir edilen Hekimoğlu'nun fotoğrafı da o sırada bu bölgede bulunan bir Rum tarafından çekilir. İlerleyen zamanlarda Amerika'ya yerleşen bu Rum, çektiği fotoğrafı sonradan Fatsa belediyesine gönderir. Fotoğrafta Hekimoğlunu yakalalayan kişilerin yanısıra yanında ucuna ayna taktığı martinisi ile Hekimoğlu ve candaşı Gedik Halil bulunmaktadır.
Aşağıda işte o fotoğraf;
Hekimoğlu dediğin de narinim o da vuruldu.
MURAT SERTOĞLUNUN DERLEDİĞİ HEKİMOĞLU TÜRKÜSÜ İSE ŞÖYLE;
Evlerinin önünde arpa sergisi,
Hekimoğlu İbrahim ayva sarısı.
Hekimoğlu derler benim aslıma,
Ayanalı martin yaptırdım kendi neslime.
Hekimoğlu İbrahim taştan bakıyor,
Elindeki martini canlar yakıyor.
Gelem Hulusim gelme vururum seni,
Dürbün aynasıyla görürürüm seni.
Aynalı martinimiz Gürcü seçmesin,
Muhacir milleti burdan geçmesin.
Konaklar yaptırdım hurma dalından,
İçin döşedemedim Acem şalından.
Konaklar yaptırdım döşedemedim,
İçinde bir çift kumru yaşatamadım.
Çevreyi güllerle kuşadamadım,
Dadyan ARslan ile başedemedim.
Ünye-Fatsa arası Ordu kuruldu,
Hekimoğlu İbrahim, o da vuruldu.
(MERAKLISINA NOT: Türkü bölgedeki Gürcü-Yerli halk arasındaki gerilimi arttırmasın diye uzun müddet yasaklanmış. Ancak 60'lardan sonra rahatça söylenir olmuş. Söylenir olmakla kalmamış bugün adeta "Ordu'nun dereleri" ile bieraber bu şehrin sembol türküsü haline de gelmiş vaziyette. Türküyü bilhassa tok sesi iler Soner Olgun'dan dinlemenizi tavsiye ederim:))