Ana Sayfa > Yazılarım > YİRMİSEKİZ ÇELEBİ MEHMET EFENDİDEN İLGİNÇ BİR ANEKDOT
YİRMİSEKİZ ÇELEBİ MEHMET EFENDİDEN İLGİNÇ BİR ANEKDOT

BİRİ YER BİRİ BAKAR

Yazan: Önder Kaya

 

Yirmisekiz Mehmet Çelebi hepimizin malumu olduğu üzere Avrupa’ya gönderilen ilk elçilerimizden biri olup sefirlik görevini o denli titizlikle yerine getirmiştir ki bugün dahi incelendiğinde hayranlık ve ilgi uyandıran bazı satırlara tesadüf ederiz. Mehmet Efendi Fransa’ya sadece elçilik görevi ile değil aynı zamanda Frenk diyarını gözlemleme görevi ile vazifelendirilmişti. Doğrusu bu işi de layığı ile yerine getirmiştir. Fransa’ya yeni gelenlere karşı uygulanan karantina yöntemini onun raporundan teferruatı ile öğreniyoruz. Lale devrinin bireyi olması nedeniyle çelebimizin dikkatini çeken bir diğer husus da Fransa bahçelerinden yetiştirilen Girit laleleridir. Osmanlı İstanbul’unda bu yüzyılda bahçe düzenlemelerine olan ilgi had safhada olduğu için Mehmet Çelebi bu anlamda Paris bahçelerini de oldukça detaylı olarak anlatır. Yine Paris’teki en önemli sanatsal faaliyetlerden biri olan operaya dair gözlemleri de hayli ilgi çekicidir. Bunların yanı sıra çelebi, eserinde botanik ve tıp konusunda da önemli bilgilere yer verir. Mesela Fransızların tıp kitaplarında yer alan her türlü bitkiyi toplama ve ıslah etme konusunda son derece gayretkeş olduklarını bu amaçla Yeni Dünya adı ile anılan Amerika kıtasının yanında Acemi, Özbek, Hint ve Çin diyarında çok sayıda bitkiyi getirterek bunları yetiştirdiklerini hatta ılıman iklimi seven bazı bitkiler için gerekli sıcaklığın temini amacıyla seralar inşa ettiklerini bununla da kalmayarak bu seraların altına ısıyı belli bir derecede korumak amacıyla ocaklar yaptıklarını anlatır. Yine tıp ve anatomi ilminin geliştiğini pek çok kuş türünün teşrihhane denilen bir mekanda sergilendiğini hatta burada bir de etinden sıyrılmış sadece kemikleri olan bir filin sergilendiğini de gözlemlerine ilave eder. Elçimizin uzun uzadıya bahsettiği saraya ait halı ve kilim atölyeleri de gelecekteki sanayi devriminin adeta ön habercisi niteliğindedirler. Lakin ne yazık ki tüm bu gözlemler içinden Osmanlı sarayı daha ziyade bahçe düzenlemesi ile ilgili kısımla ilgilenmiş ve Damat İbrahim Paşa bir takım Fransız saraylarının örnek alınarak yeni saraylar inşa edilmesi konusunda bazı girişimlerde bulunmuştur.

img247/3412/paristeanatomidersiqf3.jpg

PARİS'TE ANATOMİ DERSİ

               Seyahatname içinde aynı zamanda farklı folklorik yönlere de temas edilir. Mesela İslam toplumunda ayıp olarak kabul edilen bazı hareketler Fransa’da son derece normal karşılanmaktadır. Adeta günümüzdeki popüler magazin programlarında yayınlanan ünlülerin özel hayatına dair en gereksiz teferruatların aktarımına benzer bazı davranış modellerine tesadüf edilmektedir. Bunlardan biri de kral ya da önde gelen idarecilerin yemek yiyişlerini, yatağa yatışlarını, yataktan kalkışlarını, giyinişlerini temaşa etmek. Çelebi doğal olarak İslam dünyasında kişinin mahremi olarak kabul edilen ve bu nedenle de harem hayatının bir parçası olarak kabul edilen bu fiillerin uluorta gerçekleştirilmesi karşısında hayretini saklayamaz. Usule göre kral ya da üst düzey yöneticinin bu hallerine vakıf olmak isteyen kişi o insandan özel insan alır ve bazen de kalabalık topluluklar halinde izin aldıkları o fiilin işlenişini izlerlermiş. Çelebi ilk olarak Paris’e geldikten kısa bir süre sonra yemek yiyecekleri bir sırada kendisine yapılan bir teklif sonrasında bu gelenekten haberdar olur. İzleyicilerin üst düzey idareciler oldukları ve bu nedenle de kırılmamaları gerektiği kendisine lisan-ı münasip ile anlatılır. Osmanlıyı Paris’te en iyi şekilde temsil etme telaşesinde olan elçimiz de durumu çar na-çar kabul eder ve bu durumu da şu şekilde ifade eder; “kadın ve erkek, kimi ziyaret, kimi seyretmek maksadıyla kalabalık halinde gelip, hususa yemek yediğimizi pek görmek isterler idi. ‘Filan kimesnenin kızı veya filanın karısıdır; yemek yediğinüze bakmağa izninizi rica ederler’ deyü haberler gelüp kimini def edemeyüp naçar ruhsat verdük. Hatırları içün sabrederdik. Anlar ise yemek seyretmeyi adet edinmişler. Faraza kralın yemek yediğini seyretmek isteyen, varup seyretmesine izin alır, adetleri böyle imiş. Daha garip olanı bu ki, kral yatağına nasıl yatar ve nasıl kalkar ve nasıl giyinir, seyrü temaşa ederler imiş”. Çelebi açısından içinde bulunduğu durum gayet zor olsa da ortama uyum sağlamayı başarmış gibi görünüyor. Ancak elçilik heyetini bekleyen gariplikler bu kadarla sınırlı olmayacaktır. Elçi, Paris halkının o vakte kadar gördüğü en üst düzey Osmanlı diplomatı olması hasebiyle her yaptığı hareket ile ilgi odağı olmaya istemeden de olsa devam etmektedir. Ramazan ayı gelip çatınca işler daha da bir çetrefilleşir. Zira Paris’te Osmanlı heyetinin “oruç” tuttuğu ve “iftar ettiği” duyulunca bu ilginç manzaranın seyri içinde çok geçmeden nüfuzlu şahıslardan hem de kral aracılığıyla talepler gelecektir. Bu talepler karşısında sözü yine çelebimize bırakalım; “Çaresiz kalup: ‘Elimizden ne gelür, hoş geldiler, safa geldiler’ dedik. Anı gördüm ki akşama yarım saat kaldıkta iki yüz avrat altın ve ziynet içinde ve elmaslara batmış bir halde gelüp karşu be karşu sandalyelere oturdular. Sonra etrafımızda olanlardan dahi iznimizi haber alanlar bir taraftan gelmede. Birkaç bin kadın içinde kaldık. Sanki düğün evine döndü. Hele her ne hal ise bu azabı çeküp iftar ettük ”.  
         Çelebi’nin içinde bulunduğu durumu tasavvur etmek çok da güç olmasa gerek. Lakin uyanık Osmanlı elçisi asıl görsel şöleni teşkil edecek olan teravih namazını gece yarısına yani misafirlerin haneyi terk etme vaktinin sonrasına bırakmıştır. Ancak bu durumda duyulmuş olacak ki ertesi gelen misafirler iftar sonrasında da haneyi terk etmemişler ve Osmanlı delegasyonu da namaz vaktinin çıkmasını göze alamadıklarından çaresiz abdest alarak namaza dururlar. Konuklar, namazın ilahi ve tespih kısımları da dahil olmak üzere tüm aksamının tamam olduğuna kanaat getirdikten sonra haneyi terke edeceklerdir.

 img372/6069/versayda14luidevrihatunfu9.jpg

  

VERSAY SARAYINDA KADINLAR 


              Seyahatnameyi okuduktan sonra şu kadarını söylemek mümkün ki Yirmisekiz Mehmet Çelebi Avrupa diplomasisinde henüz emekleme devresinde olan Osmanlı devletini elçilik görevi süresince en iyi şekilde temsil etmiş gibi görünüyor. Bu değerli elçimizin gözlemleri hakkında daha fazla malumat sahibi olmak isteyenler Şevket Rado tarafından çevrilen ve İş Bankası Kültür yayınları arasından çıkan* seyahatname tercümesine bakabilirler                



* Paris’te bir Osmanlı sefiri; Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin Fransa Seyahatnamesi (Hazırlayan: Şevket Rado), İşbankası Kültür yay., İstanbul 2006.

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

Ara
goog
eXTReMe Tracker