
| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |


Yunan tarihine şöyle bir nazar edecek olursak coğrafyanın çok az ülkede siyasi yaşama bu kadar etki ettiğini gözlemleriz. Daha ilk devirlerde verimli tarım alanlarının darlığı sebebiyle Yunanlılar denziciliğe yönelmişler ve ticari hayatın içinde yer almışlardır. Bunun sonrasında MÖ. 8. yy’da kolonizasyon dönemi gelmiştir. Osmanlılar döneminde de Rumlar deniz ticareti konusunda imparatorluğun en aktif unsurları olmuşlardır. Fakat geçim sıkıntısının aşılması konusunda bu durum yeterli gelmeyince Osmanlı Rumları Kırım’ın Odessası, Mısır’ın İskernderiyesi gibi liman kentlerde büyük koloniler oluşturmaya başlamışlardır. Bu kolonilere ilerleyen yıllarda Amerika’ya yapılan büyük göç dalgası (ki yakın zamanda vizyonda yer alan “Gelinler” adlı sinema filmi de bu süreci ele alan romantik bir yapımdır) ve Amerika’nın kota koymaya başlaması üzerine Avustralyaya yapılan büyük göçler alacaktır. Bugün bilhassa Amerika’daki Yunan diasporasının gücü dikkat çekicidir. Nitekim, ikinci kuşak bir Yunan göçmeni aileden gelen Michael Dukakis 1988 seçimlerinde Demokratik partiden başkan adayı olmuştu.

OSMANLI İDARESİ ALTINDA HELLAS
Resmi Yunan tarih yazımı antik atalarla modern Yunanistan arasındaki devreyi karanlık devre olarak görür. Bizans dönemindeki kadar bugünkü Yunan kimliğinin ayrılmaz bir parçası olan Ortodoksluğu kabul ederek bir nebzeye kadar affedilebilir bir konumdadır. Zira Bizans, hıristiyanlığın kabulünün hemen akabinde Atina felsefe okulunun kapatılması başta olmak üzere antik kültürün yok olmasında önemli rol oynamıştır. Ancak Osmanlının affedilebilir hiçbir yanı bulunmamaktadır. Yunan tarihinde bu döneme “Turkokrasi” adı verilir ve Yunanlıların geri kalmışlığında bir günah keçisi işlevi görür. Bu dönemde köhnemiş Ortodoks kilisesi ile elele veren Osmanlı devleti asil Yunan ulusunun geri kalması için her türlü tedbiri almış, insanlar dinlerini de kültürlerini de özgürce yaşayamadıkları için yeraltı okulları diye anılan gizli mektepler kurmuşlar ve kültürlerini bu sayede zorlukla bugüne 19. yy’a taşıyabilmişlerdir (bugün söz konusu mekteplerin hiçbir kalıntısının olmaması ilgi çekici:))).



Fatih Sultan Mehmet, Yunanistan’ı kontrol altına aldığında bölgeyi İstanbul’u fethinin hemen sonrasında temellerini atmış olduğu “Millet sistemi üzerinden kontrol etme yoluna gitmiştir”. Bu sisteme göre siyasi ve idari yetkilerle de donatılarak “millet başı” ilan edilen Rum patriği, Ortodoks tebaa konusnda Osmanlı devletinin muhatap kabul ettiği tek idareci konumuna getirilmiştir. Bu şekilde halk üzierndeki etkisi Bizans döneminden de üst seviyeye çıkan patrikten beklenen ise devlete mutlak biçimde sadakat, teba üzerinde kesin kontroldür. Nitekim 1821 Yunan isyanı sırasında dönemin Rum patriği V. Gregoros isyancıları afaroz etmesine rağmen taba üzerindeki kontrolü sağlayamadığı ve dolayısıyla da akde riayet etmediği düşüncesi ile patrikhanenin orta kapısı önünde asılarak idam olunmuştur.



1774 Küçük Kaynarca anlaşması Rumların esaretten kurtarılışının ilk işareti olarak kabul edildi. Zira halk arasıdaki bir inanışa göre Türkler İstanbulu ele geçirdikten 320 yıl sonra kuzeyden gelen sarı saçlı dindar Hıristiyanlar, bu barbarları sürüp atacaktı ki bu da 1773 tarihine tekabül ediyordu. Ancak kehanet tutmadı. Yine de bu dönemde gerçekleşen Osmanlı-Rus savaşında Osmanlıların uğradığı ağır yenilgi Yunanlılarca bir u mut olarak görüldü.
19. yy başında Yunanlılar açısından iki önemli kazanım söz konusuydu. Herşeyden önce 2. Mahmut yeniçeri ocağını ve ayanları ortadan kaldırma planını devreye sokmuştu. Bu çerçevede Yeniçeri ocağının kaldırılması Osmanlıları askeri açıdan bir süreliğine de olsa belirsizliğin içine atarken Yunanistan bölgesindeki ayan Tepedelenli Ali Paşa’nın üzerine asker sevk edilmesi de bir iç savaş dolayısıyla ayaklanma için uygun an anlamına geliyordu. İkinci önemli etkense Avrupalılarda bu dönemde had safhaya çıkan Philhellenizm” yani Helenseverlik akımıdır.